Browsing All Posts By

Tolga Özek

Elektronik Dans Müziği #2014 Notlarım

2013 ‘ü kapatırken Elektronik Dans Müziğin altın yılı başlıklı bir yazı yazmıştım blogumda.

2014 ise 2013 ün üzerine etkinlik sayısının arttığı, bu müziğin donelerinin daha çok konuşulduğu ve diğer müzik dallarının misli ile önüne geçtiği bir yıl oldu. Coldplay’in A Sky Full of Stars şarkısına Avicii remix i öne çıktı. Bence yılın genel anlamda şarkısı David Guetta’nın Lovers on the Sun ‘ı oldu.

2014′ün açılışını bu yılın yıldız isimlerinden Technasia’nın BE-AT.TV’de yayınlanan BPM 2014 partisinde yaptık. Etkileyici idi yıl içinde tekrar dinlediğimi bilirim.

DJ MAG’da en iyiler arasında oy verdiğim isimlerden biri ve ne yazık ki beklediğim dereceyi alamadı. İnsanların popüler genel eğilimlere göre oy vermesi çok üzücü. Evet ismimiz Nic Fanciulli…..Carl Cox ile dirsek temasında gördük kendisini….Belçika’daki müthiş dekorlu XO Belgium partisinde müthiş performans sergiledi, müthiş….Çalışırken motivasyona ihtiyacınız olduğunda birebir

 

Etkinlik organizatörleri muhtemelen İstanbul’da yapabilirler bunu: Nicole Moudaber, Anja Schneider ve Ida Engberg ‘den oluşan “Kadın DJ’ler” temalı bir parti oldukça ilgi çekecektir. Anja Schneider’in setlerini Techno-Live Sets üzerinden dinlemekten yine çok keyif aldık. Moudaber’i de şiddetle tavsiye ediyorum:

In the MOOD – Episode 35 by Nicole Moudaber on Mixcloud

DJ MAG’da Hardwell, Adam Beyer, Nic Fanciulli, Wehbba ve Technasia’ya oy vermiştim. Hardwell evet herkesin dilinde ancak son setlerinin birçoğunda hep birbirini fazla tekrara düşmeye başladı. 2015′te yerini Alesso, Axwell, Steve Angelo gibi bir isime geçici olarak da olsa kaptırabilir.  İstanbul’da çaldı bu sene ancak talihsiz hepimizi yasa boğan Soma olayı nedeniyle biletimi iptal ettim.  Hardwell’in her Cuma gece yarısı yayınladığı Hardwell on Air setleri oldukça ilgi çekici. Bu noktada kutlamak lazım, kendi şirketinden çıkan ve bazılarını bizzat mixlediği güzel parçalarla iyi bir çalışma hazırlıyor. 198. setinde Winner ve Elephant şarkılarını mutlaka dinleyin.

 

Yıl içinde Carl Cox amcanın 52. yaşını kutladık. O yaşlandıkça biz de yaşlandığımızı hissetmiyor değiliz. Bunu tam mesai saatinde izlemek hem keyifti hem de neden İbiza’da değilim diye sorguladığım bir an daha oldu :)

Ultra Miami muhteşemdi. Bu sene bence iki set öne çıktı. Birisi komple set olarak harika olması ile Eric Prdyz’in birisi ise muhteşem intro’su ile Alesso’nun setleri…

Önce Alesso

Ve Eric Prdyz:

- Tomorrowland yine internetten canlı izlenememesi nedeniyle oldukça ciddi eleştirildi.  Etkinliğin gizemini bu noktada tutmak istedikleri ve hep böyle devam edecekleri belli….

- DJ Mag oylamasında yer alan isimlerden R3HAB, Dyro, bizden bir isim Ummet Ozcan yeni yılda da yıldızlaşacak diye dusunuyorum. Sander Van Doorn, Markus Schulz ve Fedde Le Grand ‘ın keskin düşüşünü izledik.

- Be-AT.TV mobil için premium üyeliklerini duyurdu. Büyük handikapı ise uygulamadan gecici cıktıgınızda müziğin tamamen gitmesi.

- Nic Fanciulli İstanbul’a geldi.

- Armin Van Buuren ve Martin Garrix de İstanbul’da sahne aldı.

- Ankara’da mutlaka iyi bir parti istiyoruz!

- TuneIn ‘de Radio FG – Paris ‘ten bir radyo – bunu dinlemenizi tavsiye ediyorum. Müzik gamını biraz genişletmelerini beklediğim Radyo Fenomen’in Clubbing kanalı da oldukça motive edici.

 

Notlarımı tamamlarken bu yılın keşiflerinden – en azından kendi adıma – Solomun’un Be-AT.TV’de de cok begenilen setini paylaşıyorum…2015′te de #EDM li günler, partiler diliyorum. Bu konuda görüşleriniz varsa lütfen bana yazın: tolgaozek(at)gmail.com

ssdsd

LinkedIn akışlarımız kirlendi

Daha önce Instagram’ı yanlış kullanan insanlarla ilgili bir blog yazısı yazmıştım:

Amacım bir sosyal medya blogu tutmak değil elbette elektronik müzik, seyahatlerim ve görüşlerimi derlemek…Lakin artık biriken bir durum söz konusu: LinkedIn’de yanlış kullanım ve özellikle durum bildirimleri…

Evet ne yazık ki cok sevdigimiz portal olan LinkedIn’de durum bildirimleri noktasında bir eksiklik var…Geçen gün twitter hesaplarına bu noktada düzenleme yapmalarını istediğim bir tweet gönderdim. Durum bildirim alanı oldukça değerli bir alan ve bu alanda ne yazık ki bir paylaşımı tekil olarak gizlemek yerine – bu opsiyonun varlığı yerine – sadece ilgili kişiden gelen paylaşımları toptan gizleme var.

tweet

 

Evet şu ana kadar yanlış kullanımda yakaladıklarıma dair notlar…Aslında ekran görselleri aldım ama kişilerin üzerine alınmasını istemediğim için sadece notta bırakmaya karar verdim….

 

-   “Bu nasıl sıcaktır, Allah’ım…! Hadi biz hak ettik. Bari hayvanların hatırına… ;)

Şimdi bu paylaşımı yapan kişi hayvanlarla ilgili bir oluşumda olsa “belki bir neze” bu paylaşımı anlayabilirim(aslında anlayamam da kendimi zorluyorum)…Ama profiline bakınca öyle birşey yok..

-   Okunası 10 kitap, izlenesi 101 filmin görsel olarak paylaşımı..

Yayıncı, reklamcı olsak belki ama?

-   Atasözleri..

Japon, Çin, Fransız, Türk..İtalyan, İspanyol……. LinkedIn’i Google Plus olarak mı görüyoruz? Siz birşeyi beğendiğinizde veya yorum yaptığınızda ana akış “kirleniyor”…Bu gözle bakarsanız atasözlerine elinizi sürmeyeceksiniz…

- Bir öncekinin bir benzeri….

Filozof veya benzeri ünlü isimlerin sözleri….Bu sözleri paylaşan insanlar böyle bir ulvi modda falan mı hissederler kendilerini? Hadi diğer platformlar buna uygunken – Socrates’in sözünün işi ne (tek mantıklı durum: Paylaşan kişi bir yazar olabilir / felsefede hoca olabilir mantıklı değil mi?) Burada eleştiri yapınca “ama o zaman da etkileşim azalır yeaah” … Cevabım: Ona Göre Paylaşım yap…(veya yapma?)

-  Sayı bulmacaları / kelime bulmacalar…

Global, yerel o kadar çok yapan oldu ki bunu…..Tepki gösterdiğinizde de “sana ne burası benim akışım istediğimi paylaşırım” tepkisi her an gelebilir, sosyal linçe siz maruz kalırsınız…

-  Siyasi paylaşımlar…

Hangi görüşten olursa olsun….buna ASLA diyorum….Şu gerekçe benim gibi birçok insanı ilgilendirmiyor bence: “Eee ben sadece burada varım, facebook’ta falan yokum”…. Bana ne abicim?

-  Zırt pırt fotoğraf değişenler…

Neden? facebook’ta mısın? ….Ha bir de her kontağının fotoğraf değiştirmesini beğenenler var. O beğenmeler bizim akışımıza giriyor. Evet o kişiyi farketmemize yol açıyor mu doğru…Ama biraz daha sakin…Özellikle detaylı şekilde aradığını bulmayı iyi bilenler için iyi değil…

- Kişisel gelişim paylaşımları…

Buna örnekler “Yaratıcı olmanın 10 yolu”  ”Çalışanları güçlendirme, yetkilendirme nasıl olur” vs vs…..Bunları İK yöneticileri veya ölçme / değerlendirmecilerin yapmasını yine bir yere kadar anlayabilirim….Devamı belli:)

 

Sizin de farkettiğiniz örnekler varsa bana iletin listeye seve seve ekliyim iletisim@tolgaozek.com

Elbette LinkedIn bu anlamda “tekil olarak paylaşımları gizle” özelliğini getirse bile biz doğru kullanalım. Şahsımızın, şirketimizin, şehrimizin ve ülkemizin zamanı değerli. Herkesin zamanına saygı duyalım….Global perspektifte işimizi geliştirmeye odaklanalım…

LinkedIn’in bir facebook, Google Plus, Twitter olmadığını ve XING gibi yanlış kullanmamız gerektiğini unutmayalım….

Etkileşimi sadece nicelik değil nitelik olarak algılamak dileklerimle…

 

Lviv “Her Yer 10 Dakika” #justlvivit

Lviv nam-ı diğer Ukraynaca “Lion” yani aslan şehire gidiş kararı Aralık başlarında alınmıştı. Malum erken uçak bileti fırsatı ve otel ve ulaşım konaklamasını aynı döneme yığmama tercihi… O sıralar pek olay da yoktu Ukrayna’da

21 Şubat günü Pegasus ile Lviv’e vardık. Uçuş yaklaşık 1 saat 40 dakika sürdü. Lviv’in havalimanı çok enteresan. Zira uçak indikten sonra gittiği yolu geri dönüp havalimanına yanaşıyor. Yani bir taksi yolu yok. Aynı şekilde dönüşte de taksi yolu olmadığı için pistin yarısını ekarte edip başından havalanmıştı.

Pasaport kontrolünden kolayca geçeceğimizi sandığımız anda yaşanan olaylar nedeniyle “neden geldiniz” sorgusu için sıraya alındık. İçeride görevli polisler tarafından yanımızda ne kadar para olduğu, neden geldiğimiz, nerede kalacağımız sualleri soruldu. Bu bizim yaklaşık 1.5 saatimizi heba etti. Malum bilirsiniz 3 gece 4 gün bir seyahatte 1.5 saat önemlidir, otele vardığınızda yol yorgunluğunu atmayı planladığınız zamandır. Havalimanı pek ıssızdı, döviz sırası ise fena idi, zira görevli bir kişinin işini mevzuat nedeniyle midir bilmiyorum 10 dakikada hallediyordu. Ve parayı bozduğunuzda size bir kağıt veriyor, paranızı Euro veya Dolar’a bozmak için yani geri bozmak için bu kağıdı mutlaka saklamanız lazım. 21 Şubat 2013 itibari ile Ukrayna parası Grivni’nin 12 adedi 1 Euro ediyordu. Dolar ise 8.6 civarlarındaydı. Dönüşte havalimanında döviz bozdurmayı “hayal etmeyin”. Zira kimseyi bulamayabilirsiniz, 300 TL ye yakın grivnim vardı ve hepsini mecburen Duty Free’de yemek zorunda kaldım.

Ardından pazarlıkla 60 Grivni ye havalimanından otele yola koyulduk. Havalimanı ile şehrin en merkezi arasında sadece 6-7 km var. Otele 10 dakikada geldik sanırım taksi ile. Açıkçası oteli, manzarası haricinde pek beğendiğimi söyleyemem. Bir de Ivan Franko Parkının hemen ardından olması nedeniyle kısmen sessiz. Foursquare’de check-in special kampanyası var, güzel:) Bir barı var 24 saat açık. Gecenin bir yarısı acıkırsanız çözüm olabiliyor.

Ivan Franko Parkından süzülerek şehrin ana meydanı olan Svobody’yi keşfe koyulduk. Parkın gece ışıklandırması pek güzel, özellikle gece mutlaka geçin:

Svobody Meydana yaklaşık 10 dakika içinde geldiğimizde Euromaidan için anma gösterileri ile karşılaştık. Bir gece önce bir heykeli indirmeye çalıştıklarını Ustream’den izlemiş ve paniklemiştim. Ama yaşanan herhangi bir taşkınlık, olay söz konusu değildi. Tabi bunun seyahatimizi etkileyecek derecede yansımaları vardı: Birçok gece kulübü kapalıydı. Mekanlarda içki satışı 23 Şubat saat 10:00′a kadar yasaktı (tabi bunu takmayan yerler de yok değildi) Ve mekanlarda müzik yoktu, sadece i24 haber kanalının verdiği haberler izleniyordu. İçkiye meraklı Slav ülke insanları haliyle pek dışarıda olmayınca çok hareketli değildi. Lviv küçük bir şehir ama tabi her seyahat öncesi haritaya baktığınızda mesafeler arasını uzak adledersiniz. Yani iki meydan arasını asla 1-2 dakikada ulaşılır diye düşünmeyiz değil mi? Ama burada öyle..Svobody ile Rynok arasında herhalde koşsanız 1 dakika yoktur. Karınlar zil çalınca Rynok Square’in köşesinde – görmemenizin imkansız olduğu Celentano Pizza’ya girdik. Gerçekten çok güzel ve temiz pizzaları var, mutlaka deneyin..Rakamları da Euro ve bizim para nazarından çok uygun bu kaliteye…

Ardından Glory Cafe‘ye gittik. Burası yine Svobody’nin bir çaprazında kalan ve sahibi ile işletmecisi Türk olan bir mekan. Çok şık, kahveleri çok güzel, self-servis bir yer. Mekanda priz bulabileceksiniz, malum seyahatlerde şarj sorunu önemli. Menüsünde Türk kahvesi, Türk çayı var. Aynen alıştığımız şekilde çorba var, bir gün mercimek çorbası vardı. İşte Glory’den Türk çayı:

Metroclub isminde bir gece kulübünün methini duyduk ama ne yazık ki görmek kısmet olmadı. Biz de Split isminde bir gece kulübüne gittik. Yeri Svobody üzerinde sayılır, çok kolay bulması. Kıvrak dans meraklıları için önerilebilir, ne demek istediğimi anladınız:)

İkinci gün yani aslında ilk gündüzde zamanı fotoğraf çekimine ayırdık. Bol bol şehrin ana yerlerinin fotoğraflarını aldık. Heykellerin ve diğer şeylerin birçoğunun fotoğrafına internetten de ulaşabilirsiniz. Ama ben sizinle ilginç olanları paylaşmak istiyorum. Öncelikle bu şehirde ara sokaklara mutlaka girin. Burası nereye çıkar demeyin, gerçekten enteresan neticeler görebiliyorsunuz. Örneğin, şu ara girişte bir pub ve Ermeni katedrali vardı:

Ana fotoğraf çekimlerini tamamladıktan sonra yine bir ara sokakta gerçekten çok şık Bambetel Cafe‘yi keşfettik. Avrupa’nın birçok şehrinde görebileceğiniz sadelikte, güzel kahveleri, tatlıları ile burası on numaraydı. Mutlaka not edin. Duvarında radyolar vardı, gittiğinizde mutlaka Kufaika için ve sütlü tatlılarını deneyin, adını hatırlamıyorum ama biri mükemmeldi:

Akşam için mekan arayışımızda Fashion Club’a mutlaka gidilmesi önerildi. Fashion Club, Svobody’nin oralarda çok merkezi ve kolaylıkla bulabileceğiniz geniş ve güzel bir cafe / pub. Nargile bulabilirsiniz. Enteresan şekilde iç bölümünde sigara içebiliyorken, daha dışta kalan bölümünde içemiyorsunuz. Tabi olaylar nedeniyle anmalar, yine aynı bölümde bolca süslemeler, ışıklar…:

Lviv’de “nerelere gidilir” sorusuna cevap olacak yerler pek isimleriyle tezat derecede küçük. Örneğin Lviv Bira Müzesi, ismi müze ama gezip bitirmeniz 15 dakika bulmayabilir. Fakat sevimli, görülesi, ilginç eşyalar, eski artık kullanılmayan endüstriyel ekipmanlar ile keyifli bir yer. Buraya ulaşmanız herhangi bir yerden en fazla 10 dakika alabilir.

Lviv’e gitmenin en iyi olacağı zaman olarak Mayıs’ın ilk haftası söylendi. Easter yani bizim deyimimizle Paskalya dini tatili döneminde Lviv gerçekten bambaşka bir hal alıyormuş. Ülkenin kültür-turizm başkenti havasında olduğu için o dönemde her yer şenlikli oluyormuş. Şehrin mimarisinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Lehlerin yani Polonyalıların ve Rusların etkisi bulunmakta. Mimari anlamında gözünüz bayram edecek. Özellikle ülkemizdeki bu çirkin mimari sonrası..

Lviv’in mutlaka görülmesi gereken yeri…Aslında bir mağaza ama üretim de yapılıyor: Lviv Çikolata Fabrikası…Muh-te-şem:

Sado-mazo heykeli…Hemcinslerim bu heykelin cebine ellerini sokmasınlar, o kadar diyorum:)

Bir de noktasını pinlemediğim ama Celentano Pizza hizasından dümdüz Svobody değil de diğer yöne devam ettiğinizde bir yer var. 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in ordusundan gizlenmek amaçlı yapılmış…Burayı yerel insanlara sorun, kapıda “Slavi Ukraine” yani Kutsal Ukrayna demeniz gerekiyor. Yoksa kapıdaki gerçekten gangster kılıklı tipleme sizi içeri almıyor. İçeri aldığında da önce silahı doğrultuyor, şeytan doldurur misali tırstım.

Yine benzeri bir yer, bunun yerini gerçekten hatırlamıyorum ama gizlenme mekanı olan bir bara daha gittim ve şu içinde bal ve votka olan super enteresan şeyi tattım:

Daha fazla fotoğraf için http://www.instagram.com/tolgaozek adresine ulaşabilirsiniz. Bir sorunuz olur ise iletisim@tolgaozek.com dan yazın. Lvivlilerin dediği gibi #JustLvivIt

2013: Elektronik Müziğin Altın Yılı

1979 doğumlu biri olarak 1996-2004 arasındaki o altın yılları asla unutmak mümkün değil elektronik müzikte. Radyolardan kasetlere kayıt edilen yayınlar, o zamanın – şimdi bile olmayan – clublarında resident DJ’ler ile konuk DJ’lerin setlerini dinleme imkanından ibaret, internetle 822 li hatlarla tanışılmış yıllar…Sosyal ağ hak getire bağlanmak şahane idi o zamanlar…

2009-2010 dan bu yana yavaş yavaş başta Sensation partileri ile yıldızı yeniden parlayan elektronik müzik, 2013 yılında bence en büyük zirvesine ulaştı. Burada açıkçası diğer müzik türlerinin gelir noktasında üretkenliğini kaybetmesinin de etkisi olduğuna inanıyorum. Elektronik müzikte her zaman DJ ‘lerin geldiği partiler önem taşımıştı, öyle olmaya da devam etti. Lakin;

İnternet ve sosyal medyanın inanılmaz etkisi ile elektronik müzik 2013′te şaha kalktı. Daha yılın 3. ayında Ultra Music Fest Miami ile saat farkı nedeniyle ilerleyen saatlerde inanılmaz iyi canlı internetten elektronik müzik dinledik. Yayın o kadar sürükleyici ve kaliteliydi ki, saat farkının az olmasını dilemiştik. Açıkçası bence yılın açık ara DJ’i Hardwell ile ben bu etkinlik sayesinde tanıştım. Hardwell gerçekten inanılmaz, olağanüstü performansı ile yıl boyu mest etti. Yılın sonlarına doğru yaptığı şu akustik versiyonu ile Apollo şarkısını bize bambaşka tattırdı:

Unutmayalım Hardwell, Mayıs 2014′te İstanbul’a geliyor. Ultra Miami’nin hiç şüphesiz beklenen en büyük anı hüzünlü Swedish House Mafia’nın son sahnesiydi. Türkiye saati ile gecenin 3.5-4 lerinde ayakta bekledik. Muhteşemdi, olağanüstü idi bu set…Grup üyeleri bundan sonra tek başlarına birçok etkinlikte boy gösterdi, ama o tadı ayrı ayrı veremediler:

Ultra Miami’de en beğendiğim performanslar, Şubat ayında Beyrut’ta ASOT partisinde dinlediğim Dash Berlin, Nicky Romero oldu. Diğerlerini de beğendim elbette ama bunlar benim açımdan öne çıktı. Carl Cox’un müziğini eskiden beğenmeyen biri olarak yavaş yavaş çok farklı sinyaller alacağımı bu etkinlikte anladım. Çok iyiydi “dede”. Onun tabiri ile OH YES! OH YES ti :)

ASOT partilerinin bazılarını internetten takip etme imkanı bulduk. Karışık ve problemli geçen 2013 yılında Türkiye’de bilinirliliklerinin artmasını dilediğim Techno-Live Sets ve BE-AT.TV siteleri ile tanıştım. Techno-Live Sets ağırlıkla görüntüsüz, DJ set kayıtlarını veriyor ki, bu müziğe kendini adamış biri için bu eşsizdir. BE-AT.tv ise adından anlaşılacağı üzere canlı yayın yapıyor.

Bu site sayesinde bu senenin flaş ismi Adam Beyer ile tanıştım. Gerçekten çok farklı bir tarzı var. En beğendiğim seti şu olmuştu: http://www.techno-livesets.com/2013/08/adam-beyer-live-cocoon-drumcode-158.html

Ultra Miami ile inanılmaz giriş yaptığımız yılın ikinci bombası Ultra Europe…Ultra Europe, Split yani Hırvatistan’da yapıldı. Bence yine yıldızlar Carl Cox ve Hardwell oldu. Armin Van Buuren’in performansı iyiydi.

Tomorrowland ise aslında internet yayını noktasında tam etkinliği izlerken keyif aldığınız anda yayının değiştiği, adeta zaplandığı bu sebeple hakkında bir fikir veremediğim etkinlik oldu.

DJ Mag oylamasından da bahsedelim. Facebook üzerinden oy kullanılabildi ve birinci beklendiği gibi Hardwell oldu: http://www.djmag.com/top100

Ekim ayında Carl Cox’un öncülük ettiği Awakenings etkinliği çok güzeldi. BE-AT.tv’den canlı dinleme imkanı bulduk. Burada tanıştığım bir DJ…Dosem..Seti harikuladeydi.. http://www.be-at.tv/brands/gashouder/awakenings-ade-carl-cox-presents-pure-intec/dosem

Benim için en önemli anektodlarından biri ise Eylül ayında gittiğim Rio de Janeiro’daki Rock in Rio etkinliklerinde tanıştığım DJ’ler oldu. Wehbba’nın setleri harikaydı. Kısa bir parça: http://www.youtube.com/watch?v=MBxaGT0K9iE

Yılın sonlarına doğru Ankara’ya gelen DJ Beyza’nın setlerini canlı canlı dinleme imkanı bulduk. Bu da güzel bir kapanış oldu denebilir:

Ben bu yıldan elektronik müzik noktasında müthiş keyif aldım. Nice 2013 kalitesinde yıllara…

Kral öldü, yaşasın yeni kral #RockInRio

Ben bu sözü daha önce sosyal ağlarımda da paylaştım. Rock müzik bence öldü, artık kral elektronik müzik ve hatta özelinde trance’tir. Rock in Rio festivali de bu iddiamı güçlendiren etkinlik oldu benim için. Rock in Rio festivali 13-22 Eylül 2013 tarihlerinde Cidado de Rock alanında yapıldı, yani Türkçe meali Rock Şehri. Etkinliğin yapıldığı bölge, Rio 2016 olimpiyatları için hazırlanan Olimpiyat Şehrini de geçtikten sonra, açıkçası biraz kötü kokuların içerisinden geçilerek erişilen bir yer. Kokudan kastım bizdeki Ankara’da yer alan malum isimdeki dere gibi:)

Cidado de Rock alanına gitmek için 2 alternatifiniz var. Birincisi, çok az durağa uğrayıp dosdoğru oraya giden günlük gidiş-dönüş 50 Real değerindeki özel otobüs, ikincisi ise Alvorada Terminaline gelip buradan varmak ki çoğu insan bunu kullanıyor. Taksiyi asla tercih etmeyin, çok tatlı(!) paralar ödeyebilirsiniz. Alvorada’dan etkinlik alanına en fazla 20 dakika sürüyor. İndiğiniz noktadan da bir 20 dakikalık yürüyüşünüzü not edeceksiniz, hızlı yürümenizi tavsiye ederim zira bayıcı olabiliyor.

Rock in Rio için her etkinlik bileti 226 Real, yani 220 Lira civarındaydı. Özellikle Metallica ve Iron Maiden’in olduğu günler için bilet bulmak imkansızdı. Her etkinlik günü konserler 14.30 da başlıyordu gece 02.00 gibi bitiyordu. İlk başlayan konserler Rock ve İrlanda Müzik alanlarındaydı. Tabi güzelim Rio’nun plajlarında takılmak varken hiçbir akşam erkenden gitmedik:) En erken gittiğimiz akşam 20:30 du. Etkinlik alanında birçok firmanın standı ve/veya eğlence noktası (Heineken, Volkswagen, Oi, Trident, Gol Airlines, Chili Beans vb) vardı. Volkswagen Fox Rock in Rio aracını getirmişti.

Heineken bira almak için standa gitmenize gerek yoktu, sırtında bira dolu çanta olanlardan alabiliyordunuz. Acıkanlar için Bob’s Burger ‘in yerine uğrayabilir ve 15 Real (13-14 lira) değerindeki uyduruk sandviçten yiyebilirdiniz. Yalnız patlamış mısırlar pek bir başarılıydı adı da Rock Corn ‘du..

İlk akşamın güzelliği David Guetta ve Beyonce’tu. David Guetta ana sahnede yer alıyordu. Benim için üstadn müziğini dinlemek keyifti, ancak ses biraz kısıktı. Guetta’da sevmediğim şey şu, tamam daha popüler müziğe de katkı yapan biri ama bu kadar konuşması normal değil.

2. gece ana sahnede Florence and the Machine ile Muse vardı, acıkcası ilgimizi çekmedi ve biraz İrlanda müziği ve ardından elektronik müzik sahnesine geçtik. Birinci sahne alan DJ, #RockinRio keşiflerimden biri Paula Chalup sahne aldı. Brezilyalı bir DJ dilerim bir gün Türkiye’ye gelir:

Ardından Mauricio Lopes de gayet başarılıydı:

Festivalin 3. gününde ana sahnede Alicia Keys ve Justin Timberlake vardı. Fakat gönlümüz yine elektronikteydi. Tam da “bu gece elektronik iyi değil” derken Wehbba ile tanışmak muazzamdı. Bir saniye bile durmadan dans ettik… Müthiş adam müthiş.. Wehbba’dan önce sahne alan DJ Harvey ile Triple Crown fena değildi fakat daha lounge stilinde çaldılar.

Bu blog yazısına Bruce Springsteen ‘in Born in the USA şarkısı ile veda ediyorum. Eklediğim videolara http://www.youtube.com/tolgaozek ve Instagram paylaşımlarına http://www.instagram.com/tolgaozek adresimden erişebilirsiniz.

Instagram’ı çok yanlış anladınız

Evet bir süredir bazı birebir sohbetlerde de iletiyorum. Bence çok keyifli bir mecra olan ve yeni yeni ısındığım Instagram’ı aralarında takip ettiğim kişilerin de olduğu vatandaşlar çok yanlış kullanıyor.

Tabi bu elimizdeki telefon, tabletlerin de yarattığı etki ile midir nedir bilmiyorum, insanlar her anı paylaşmak zorunda hissediyor. Bu her anı paylaşma zorunda hissetmenin en yoğun yaşandığı yer ise Instagram. Hep dediğim bir cümle var, bence bu mecra kendine “Share Valuable Moments” diye bir slogan bulmalıydı. Tabi ki onların da canına minnet, ne kadar paylaşım, o kadar reklam için boşluk yaratmak demek olacak ileride belki…

Özellikle şunları anlayamadığımı belirtmem gerek

- Kedi fotoğrafı
- Ayak fotoğrafı
- Birlikte olduğunuz fakat belki kimbilir ileride ayrılacağınız kişi ile bolca fotoğraf
- Başka yerden yüklenen ve sanki telefonla çekilmiş süsü ile paylaşımlar
- İstanbul Boğazı ve İstanbul’daki bin kere kendini tekrar eden fotoğraflar
- Soda, Türk kahvesi fotoğrafları
- Güzel bir yerin neresi olduğu belirtilmeden çekilmiş fotoğrafı
- Aynı pozun türevlerinden 5-10 arka arkaya paylaşım
- Yolda okunacak dergilerin, kitapların paylaşımı (bize ne bundan? dergiden, kitaptan alıntı paylaş birşeyler öğrenelim)
- Daha sonra gidilecek mekanın “buraya gidilecek” diye paylaşılması.. (Halbuki bunun yerine burayı bilen varsa görüşünü alabilir miyim? olabilir degil mi?

vb liste uzar da gider. Önerileriniz olursa ve atladığımı düşünürsem eklemek isterim….

Farklı şeyler paylaşalım, burada kastettiğim illa yurtdışı gezileri değil…Yeri geldiğinde sosyal sorumluluk projelerinden bizzat anında çekilen fotoğraflar da olabilir, burayı daha keyifli ve akış kirliliği yaratmadan kullanalım…

Tabi ki “takipten çık” seçeneği her zaman açık:)

Rio de Janeiro Notlarım -3-

Rio de Janeiro’da yeme-içme olayı enteresan…

Rehberimizin dediğine göre Brezilyalılar ölmemek için yiyorlar. Bizdeki gibi her yerde bolca yemek mekanı göremiyorsunuz. Nektarcı ve vitamincilerde de sandviç, tost, salata ne ararsanız var.

Oteldeki kahvaltı harici zamanlarda öğlen ve akşam yemeklerini birleştirmek daha mantıklı oluyordu. Zira Rock in Rio konserlerine gittiğimiz 5 gece vardı, konser alanında da Big Rock isimli dandik ve 15 lira eden burgerden de yemek zorunda kaldık. İlk günlerde idare ettiğimiz yemekler sonrasında rehberimizle ilk gün Churrascaria Estrela do Sul isimli bir mekana gittik. “Ne yersen X lira” tarzında bir yer burası. Açık büfe yiyeceklerin yanı sıra bir et ziyafeti bizi bekliyordu. Açık büfeden aldıklarımız da az buz değildi:

Ardından şaheserler ile devam ettik:

Sonunda da muzlu bir tatlı…

Sabah eğer otelinizde veya kaldığınız yerde iyi bir kahvaltı yaparsanız öğlen de güzel bir nektar ile kendinizi tok hissedebilirsiniz. Ayrıca unutmayın ki hepsi doğal meyvelerden yapılan bu içecekler sağlığınızı korumak için de birebir… Son günlere doğru içtiğim, inanılmaz bir lezzat Açai vardı, bunu 1. notlarda paylaştım. Diğer tüm meyve sularını zamanınız, bütçeniz yettiği oranda deneyin… Bu arada Brezilya’dan meyve de getirebilirsiniz, bavula atın sorunsuz getirin. İlk günlerden birinde Ipanema Plajına yakın olan Rota66 da Taco Salatası yedim. Açıkçası ABD’de bile böyle Taco Salatası yemediğimi itiraf etmek durumundayım….

Devassa mekan olarak birçok yerde görebilirsiniz, çok başarılı mutfağı, menüleri tavsiye ederim….

Bir de eğer Türk Havayolları ile İstanbul’a dönüyorsanız Sao Paolo’dan geçmek durumundasınız. Havalimanındaki Spoilet mekanında Prato di Mamma yiyiniz. Yerken de kulaklarımı çınlatırsınız:)

İçecek olarak sahil kenarında Coconut Water mutlaka deneyin, hararet alır. Caipirinha ‘nın Cachaça’lısını denedim, Brezilya’nın yerli bir içkisi ile karışmış halini….Gayet yumuşak ve başarılı:

Brezilya’da bira olayı Brahma ve Antarctica arasında bir mücadele geçiyor sanırım..Brahma hafifti, fena değildi.. Zaten hava sıcak olduğu için pek fazla içki en azından ben içemedim…Pek tarzım da değil :

#RockinRio etkinlik yazımla yazılarımı noktalayacağım… Tüm ilgili Rio fotoğraflarıma http://www.instagram.com/tolgaozek hesabımdan göz atabilirsiniz.

Bu arada Rio de Janeiro’yu daha iyi tanımak isterseniz rehbere sizi ulaştırabilirim.. Bana bir e-posta gönderin tolga(at)businessankara.com

Rio de Janeiro Notlarım-2-

1. yazıda daha çok plaj ve ilk Rio’ya varış macerasına yer verdim: http://www.tolgaozek.com/rio-de-janeiro-notlarim-1/

Eğer Rio de Janeiro’ya gittiğinizde yanınıza havlu almadıysanız veya havlu ağır geldi ise hiç debelenmeyin… Copacabana ve Ipanema plajlarında yanınıza ortalama 5 dakika içinde mutlaka rastgelen bir satıcı olacaktır ve ondan bir ipince plaj havlusu alın. İlk başta 30 Real diyen satıcıyı Türk işi pazarlıkla 20 ‘ye ikna etmeyi başardık.

Bu satıcılar Cola, Bira (Portekizcesi Cerveja), kolye, takı herşeyi satabiliyorlar. Birisi vardı çok eğlenceliydi, elindeki nesne güya dökülen bira ama etrafı sarılmış yapay bir madde ile sizi önce panikletiyor, sonra güldürüyor. Yanımda nakit olsaydı mutlaka alırdım. Rio de Janeiro’da gecekonduların olduğu Roçinha mahallesi seyahatinin 5. gününde ziyaret duraklarındandı. En belalı tiplerin olduğu Roçinha, aynı zamanda en eğlenceli sokak aktivitelerinin de yapıldığı bir yer. Hızlı ve Öfkeli 5 burada çekilmiş. Rehberimiz bize elimizdeki iPad vs dikkat çekici eşyaları çantamıza koymamızı istedi. Roçinha’yı tepeden gören bir yerden manzarayı seyre daldık.

Burası öyle eglenceli bir yer ki inanılmaz graffitiler var sokaklarda. Haliyle arka planda kalmış hayatlar, hayal güçlerini bir şekilde dışarı vuruyorlar ve sokaklarda muhteşem çalışmalar yapıyorlar. Belki anne, babaları gündüzleri plajlarda para kazanmaya çalışıyor – belki onlar da… – ama özellikle o bölge çocukları hep güleryüzlü…En beğendiğim ise şu oldu:

Benim gibi kel biri iseniz haftada 1 traş olmak gibi bir derdiniz olabilir. Özellikle seyahatlerde bu buyuk derttir, çünkü alıştığınız berberiniz yerine birini bulmalısınız…Tabi olası sürpriz rakamlara da hazır olmanız lazım. Copacabana bölgesinde traş olmak için berber araştırmasına giriştim. Sonuç şu: sadece unisex berberler var! Ama bizdeki gibi iki tarafı birbirinden ayrı çalışan kuaför tipi değil..İç içe…. Ve beni traş eden adam, traş sırasında sıkılmıyım diye şu dergiyi verdi:)

Biraz da her turistin yaptığı gibi şehrin görülesi, en çok fotoğraflanan köşelerinden bahsedelim. Rio’nun şehir merkezi bölgesi gündüz sakin, huzurlu lakin akşam turistler için pek gidilesi bir yer değil. Buralarda akşam takılırım demeyin, takılmayın. Lapa bölgesi Cumartesi ve Çarşamba akşamları eğlenceli olabilir fakat biz yine de oraya da gitmedik. Yapmanız gereken şey, cebinize size yetecek kadar para almak, elinizde birşey taşımamak…Ve huzurlarınızda önünde bir eylem de yapılan Rio de Janeiro eyalet meclis üyelerinin toplandığı bina…

Malum ülkede 2013 yaz aylarının bir gündemi de boyalı, süslü merdivenler. Burada bunun adeta babası var. Ama bir farkla sadece boya yok, aynı zamanda üzerinde değişik ülkelerden getirilen işlemeler, süsler var. Escadario de Seleron…Muhteşem…Harika… Sanat bakış açısı, keyfi, belediyecilik böyle birşey olmalı. Huzurlarınızda biz Türklerin de yer aldığı bir basamakla birlikte Selaron:

Şehir merkezinde tarihi denebilecek yer sayısı neredeyse bir elin parmağı kadar. Bunlardan en bariz eski olanı, ama o derece ihtişamlı…2 katlı…tam İstiklal Caddesi bölgesi mekanı tadında…. Confeitaria Colombo mekanın adı.. Burada mutlaka kahve yanında Portekiz Tatlısı Belen Böreği yiyiniz… Ardından bana teşekkür edeceksiniz…

Elbette Rio de Janeiro’ya gelince gitmeniz ve mutlaka zaten gideceğiniz bir yer var… İsa Heykeli….Sadece turistik amaçla yaptırılmış bu heykele giden yolda daha önceleri tramvay da sefer yapıyormuş. Tramvay takla atarak onlarca turistin yaralanmasına yol açınca seferden kaldırılmış ne yazık ki…Ayrıca bir tren hattı da heykele doğru çıkıyor. Araba imkanınız varsa mutlaka onu tercih edin ki dağın öbür tarafından da muhteşem bir yoldan inerek şu doğa manzaralarını görebilin… Bilen biri ile gitmenizde çok ciddi fayda var:

3. ve son Rio şehir not yazısında görüşmek üzere…

Rio de Janeiro Notlarım-1

Brezilya….30′u aşkın yurtdışı seyahati yapmış biri olarak ölmeden önce mutlaka görmem gereken 3 ülkeden biriydi….(Diğerleri İspanya ve Norveç ve hala listedeler:)   9 Eylül günü Rock in Rio etkinliği için Brezilya’ya gideceğim belli olduğunda hazırlanmak için birkaç günüm vardı. İnternet sektörü insanıyız, herşeyi internetten buluruz ama zaman o kadar dardı ki hiç bu kadar not, anektod toplayamadan gittiğim olmamıştı.   Uçuşumuz Türk Hava Yolları’nın TK 0015 sefer sayılı Sao Paolo uçağı ile başlayacaktı.  THY bu hat için daha önceden Boeing 777 ile kullanırken o uçağı ABD ye kaydırmışlar ve Airbus A340 ile uçmak durumunda kalınmış. Burada ne kötülük var diyeceksiniz, Boeing 777 diğerine göre aynı yolu 1 saat daha hızlı gidebilecek hızda bir uçak ve artık çağımızın en önemli detayı, A340′ta internet yok…Diğerinde ise var!    Böyle olunca beni kurtaran şeylerden biri Turkcell ‘in Dergilik uygulamasından indirdiğim dergiler oldu. Gerçekten tebrikler bu uygulama için, daha da geliştirilmeli.  THY ile Sao Paolo 13 saat sürüyor. Gidiş uçağı saat 09:15′te kalkıyor.

 

Akabinde ise adı gibi enteresan olan Gol Airlines ile 1 saat 15 dakikalık Rio de Janeiro uçuşunu gerçekleştirdik.   Gol Havayolları hayatım boyunca gördüğüm en enteresan boarding pass kağıdını verdiler. Kağıttan da anlaşılacağı üzere Gol Havayolları bir düşük maliyetli havayolu idi. Uçakta sadece su bedava idi, geri kalanlar paralıydı. Açıkçası logo renklerinden, menü çizgilerine herşey Pegasus Havayolları’nı fazlası ile andırıyordu. Açıkçası hangisi diğerinden esinlendi merak etmiyor değilim.

 

 

Gol Havayolları Rio’nun küçük havalimanına Aeoroport Santos Dumont ’ a  iniyor ancak havalimanı pisti kısa olduğu için sert bir frenle sizi şaşırtabilir, dikkat edin. Şehirde 2 havalimanı daha var, ama bu daha çok turistik bölgeye yakın. Böyle havalimanlarına ulkemizde de deniz kıyısında trafiği yoğun yerlerde ihtiyaç var.   Pervaneli uçakları aprona doğru park etmiş olarak görebilirsiniz.  Havalimanına bagajlar herhalde 1.5 dakikada falan getirildi, öylesine küçük…Rehberimiz ile birlikte otelin yoluna koyulduk. Lokasyon itibari ile çok iyi olduğunu zamanla anladığımız  Hotel Bandeirantes ‘e geldik. Otelin en kötü yanı asansörlerinin 10 günlük tatil boyunca 2 kere bize heyecanlı anlar yaşatması oldu. 6 katı merdivenle in – çık yapmak ne demek bir bilseniz!   Otelin konumu, Copacabana ‘ya çok çok yakın, Ipanema’ya da hafiften göz kırpan bir lokasyonda olması. Bu ikisi şehrin en önemli 3-4 plajından ikisi olduğu ve güvenlik anlamında da iyi olduğu için kendinizi iyi hissedebilirsiniz.

 

Bu yazıda seyahatin ana gayesi olan #RockinRio ‘ya yer vermeyeceğim. Daha ziyade Rio de Janeiro ve Brezilya’ya dair notlarımı bulacaksınız. İlk yorgunlukla birlikte soluk almak için oradaki Türk turizmcilerden birinin ekibindeki bir arkadaş ile birlikte şehrin neredeyse her yanında görebileceğiniz  vitaminciler-nektarcılardan birine gittik. Bunlara Sucos da denebiliyor. O kadar çoklar ki, nerede bulabilirim stresine girmeyin. Bol çeşitli meyve suları – bizde olmayan meyveler dahil – gerçekten iyi gelecek. Bunlardan birine gidin ve mutlaka bir Açai için! Diğerleri de çok iyi ama bunun için bana müteşekkir olacaksınız:

 

Sabah uyanınca ilk iş, terlikleri giymek, şort mayoları çekmek ve doğru Praia de Copacabana yani Copacabana Plajına gitmek oldu!! Otel ile arası maksimum 5-7 dakika arasında…Antartica Bulvarı ile otelin olduğu Barata Ribeiro’yu dikine kesen birçok ara sokak olduğu için alışmanız zaman alabilir.  O müthiş plaja varınca seyahat öncesi bünyede ceryan eden tüm stres gitti, uçtu, başka bir evrene gitti sanki….

 

Yukarıdaki resimde plajın en sol tarafında idim. Plajın bir ucu ile diğer ucu arası 1 saat sürebilir. Diğer ucunda ise Brezilya Ordusu’nun Müzesi var. Tabi ilk pozlar ilk heyecan derken birkaç saat içinde kendini hissettirmeden vücutta güneş yanmaları başladı. Seyahati yaptığım 12-23 Eylül tarihlerinde Brezilya kış mevsiminde idi ve sıcaklık yanlış okumuyorsunuz 22 Eylül’de 34 ‘e kadar çıktı!!!  Tabi sahil kenarı olması çok etkili, dönüş yolunda Sao Paolo havalimanında üşüdüğümüz doğrudur. Futbol oynayan veya voleybol oynayan insanları plajın her yerinde haftaiçi veya haftasonu görmeniz çok olası. Fluminense, Flamengo, Botafago ve Vasco de Gama gibi 4 önemli takımı bünyesinde bulunduran şehrin tılsımı burada imiş:

 

Deniz çok dalgalı ve “boyuma kadar giderim, nasılsa ötesine de gider, dönerim” denilmeyecek kadar tehlikeli idi. Boyunuzu geçen noktaya gitmemenizi tavsiye ederim. Çok iyi yüzücü olmanız burada sökmeyecektir. Genel olarak da Brezilyalılar daha kenar bölgede dalgalar ile oynuyor, öyle serinliyordu.  Brezilya’da sahil güvenlik orduya emanet..Yani sahildeki cankurtaranlar bile ordudan….Birçok gözetleme kulesi var kritik sahillerde ve buradan herhangi bir tehlike olduğu saniyede kurtarıyorlar sizi. Gözümüzle böyle bir örneğe şahit olduk. Zaman zaman helikopterler ile de sahili havadan tarıyorlar. Ayrıca, itfaiye de orduda…Kritik bölgelere operasyonları sadece özel harekat yapıyor. Polisler ise daha geri plandalar.. Belediyenin zabıtaları ise bizimkilere göre havalı ve çok yerde karşınıza cıksalar da pek bir sorumlulukları yok denebilir.  Gecekondu bölgeleri yakın dönemde ağır silahlı güçlerden temizlenmiş.

 

Rio de Janeiro’nun adı, Portekizlilerin burayı bir Ocak gününde keşfedip nehir zannetmesi ile ilintili. Rio, river gibi nehir, Janeiro da January gibi Ocak demek. Ocak Nehri olarak adlandırabilirsiniz. 16 milyon nüfusu var. Sao Paolo’nun ise 32 milyon nüfusu var ve Sao Paolo’ya doğru THY uçağı inişe geçerken en enteresan manzara, birçok yerde aynı anda yakılan anızlar idi. Sanarsınız şehrin etrafı yangın yeri… Böyle oluyormuş oralarda. Rio de Janeiro’da en hoş olaylardan biri ise , Copacabana ve Ipanema plajı başta olmak üzere şehrin birçok yürüyüş – rahatlama mekanında yolların yarısı kapalı!  Yollarda alkollü araba kullanımı çok yaygın ve bu nedenle birçok kaza oluyormuş. Onbinlerce insan her yıl hem trafikten hem de polisin pek giremediği lokasyonlarda yaşanan cinayetler vb adam öldürmelerden dolayı ölüyor. Yıllık nüfusun yaklaşık binde 4 ünü bu sebeple kaybediyormuş ülke. Brezilya’nın önemli bir detayı da tarihinde kimse ile savaşmamış olması! Evet Güney Amerika’daki komşuları ile bile asla savaşmamış ve bir büyük gerilim yaşamamış… Brezilya Askeri Müzesinden bir kare:

Rio de Janeiro, tünelcilik noktasında en ileri şehirlerden biri. Şehirde tam olarak 23 adet tünel var ve bazıları bir şehir içi tünel için azımsanmayacak derecede uzun.. Bu sektörde çalışanların görmesi gerekli.  Rio de Janeiro, 2014 te bazı maçlarına ev sahipliği yapacağı Dünya Kupası ve 2016′da tamamen tek başına düzenleyeceği olimpiyatlar nedeniyle hali hazırda pek tercih edilmeyen metro hatlarını genişletiyor. Şehrin birçok yerinde bu konuda inşaatlar var ve trafiği yavaşlatabiliyor.  Her iki spor olayı için de Rock in Rio ‘nun yapıldığı Cidado de Rock – yani Rock City dolaylarına  stadyumlar, spor salonları inşa ediliyor. Maracana Stadı da bu arada yenilenmiş, koltuk kapasitesi düşürülmüş:

Seyahatin etkinlik öncesi saatleri ve boş günlerinde daha çok bulunduğum 2. yeri ise Praia de Ipanema yani Ipanema Plajı oldu. Bu plaj, biz Avrupa kökenliler için daha kendimizden tipleri bulabileceğimiz bir yer. Copacabana’nın Plaj bölgesine nazaran yarım adım daha güvende hissedebilirsiniz. Mutlaka gidin, inanılmaz güzel sahili var. Buranın bir handikapı, Copacabana ‘ya göre biraz daha az mekana sahip oluşu. En enteresan detaylardan biri de, tüm plajlarda da insanlar güneşe doğru bizdeki gibi sahile veya yanlamasına yönlerine değil, Ekvator’un güneyinde oldukları için sahilden geriye doğru yatıyorlar.

Efsane plajlardan biri de Sao Conrado idi. Burada çok uzun kalmadık hatta ziyaret ettiğimizde hava kapalıydı. Ipanema’dan sonraki arada kalıyor. Müthiş bir plaj… Tüm plajlar da koşmak için harika….

Sıkmamak adına notlarımı bölerek paylaşacağım. Bu yazı ile ilgili bir sorunuz olursa Twitter’dan @tolgaozek adresinden de bana ulaşabilirsiniz.

Kilo Vermek Üzerine….

Bu yazıyı yazmamda ilham kaynağı olan ve görev aldığım iki aktivite oldu acıkcası. Birisi Ulusal Fizyoterapistler Kongresi biri ise 19. Uluslararası Engelliler için Fiziksel Aktivite Sempozyumu idi.

Malum internet sektörü insanıyız, bilgisayar, iPad başında olmaktan boynumuz ağrıyor, belimiz ağrıyor, kilo alıyoruz ve yaş 33′ü de gecince metabolizma hızı düşüyor, kilo vermek zorlaşıyor.  Lakin bir süredir uyguladığım ve yaklaşık 5 kilo civarında vermemi sağlayan bazı anektodları paylaşmak isterim ki faydalı olur belki…

 

- Kolalı ve muadili tüm gazlı içecekleri hayatımdan çıkarttım. Ayda 1 bardak kadar içiyorum o da sayılmamalı…

- Çaya şeker atmayın… Kahveye atmayın demiyorum kahve şekersiz bir cacığa benzemiyor..

- Kendinize çok iyi bir veya iki spor ayakkabı alın…Sizi yürümeye teşvik edecek tarzda olsunlar..Bu gerçekten çok önemli….

- Spor salonuna yazılın, fitness aletleri iyi olan, alanı geniş, ferah olan….Oraya gitmek istetecek cinsten…. Evinize yakın olsun…

- Gece atıştırma gibi probleminiz var ise, yatmadan önce çok az tuz ile birlikte yoğurt veya muadili semizotulu yoğurt, haydari gibi şeyler tüketin….

-  Sabahları eğer yapabilme imkanınız var ise kahvaltıyı geciktirin…Kahvaltı ile öğleni birleştirip öğlen yiyebileceğiniz ortalama miktarı geçmeyecek şekilde ilk öğünü gerçekleştirin..Bir önceki maddedeki gibi gece yatmadan biraz yoğurt yerseniz sabah açlıkla da uyanmamış oluyorsunuz…

-  Tatlı illa yiyecekseniz öğlen olmalı – bu bir Kelebek Diyeti tavsiyesi:)

-  Spor salonunda setin sonundaki cardio süresini en az 45 dakika olacak şekilde yapın….İlk etapta setinizde ağırlık kaldırmaya yönelik aktiviteler var ise bunları biraz erteleyin, sadece cardio çalışın derim…

 

Bir anda büyük kilolar vermeyi hedeflemeyin, zamana bırakın ki alışkanlıklarınız olsun, iki günde caymayacak şekilde uygulamaya devam edin….