Browsing All Posts By

Tolga Özek

Ankara’daki İnsan Kaynakları Yöneticilerine Açık Mektup

Bu yazı herhangi bir kurumu veya bir kişiyi değil, Ankara’daki İK yöneticilerini toptan eleştirmeyi hedeflemektedir. Amacı, Ankara’da İK yöneticilerinin neden kurumlarını Dijital İletişim noktasında pozisyonlar açmaya yöneltmedikleridir, belki de bu yazıdan sonra – evet biz de istiyoruz ama yönetimimiz kabul etmiyor gelir kimbilir…

 

Dijital İletişim malumunuz son yıllarda alıp başını giden bir süreç…Tekrar tekrar sosyal ağları, internet sitelerini ve etkilerini yazmaya gerek yok. Bu noktada özellikle İstanbul’da (İstanbul ile Ankara’yı mı kıyaslıyorsun eleştirisini duymak istemiyorum artık)  Dijital İletişim alanında farklı adlar ile birçok pozisyon açılıyor. Ha bu arada kastettiğim hep parayı harcayan taraftaki pozisyon, asla ajans veya hizmetveren tarafındaki firmaları kastetmiyorum…Oralarda o denli sorun yok…

 

Bu pozisyonlar: Online Pazarlama Yöneticisi, Dijital Pazarlama Yöneticisi, Dijital İletişim Koordinatörü, Uzmanı ve Sosyal Medya Yöneticisi diye geçiyor. Yani firmalar bünyelerinde en az 1 kişiyi sırf buna kendini adamış olarak istihdam ediyor. Neden mi çünkü Reklam ve Halkla İlişkiler Yöneticisi veya Pazarlama Yöneticisi olarak adlandırdığımız kişinin işi, aynı zamanda offline yani çevrimiçi – billboardlar, basılı materyaller, basınla röportaj, dergi, tv, radyo, gazete için reklam görüşmeleri – işleri yapmak. Bu noktada bir kişi daha istihdam ediyorlar ki

 

- Ya firma içinde bu işleri yürütsün veya

- Bir ajansla çalışılıyorsa o ajansla işleri yürütsün, birlikte kampanya kurgulasınlar, raporlamaları alsın iletsin vs.

 

Fakat gel gelelim güzel şehrimize bu noktada pozisyon açılmıyor.  Hani “Yıl 2013″ diye başlarız ya cümleye aynı o hesap….Peki bu pozisyonları firmaların sahipleri akıl etmiyorsa (ki zorunda mı?) İK yöneticilerinin ilgili departman yöneticileri ile bir araya gelerek bu pozisyonların açılması yönünde aksiyon almaları gerekmez mi?  Yoksa sevgili Ankaralı İK’cılar siz sadece Personel Yöneticisi misiniz? Yani iş görüşmesi yap, bordroları hesap et..vs….Ben bu kafadaki kişilerin, iş yeri eğitimleri verilmesi gibi aslında İK tanımı içindeki görevleri yapmadığını da düşünüyorum…. Kendinize şu soruyu sorun: “Siz acaba gerçek bir İK yöneticisi ile görüşme yapsanız kendinizi işe alır mısınız?”

 

Elbette sözüm tüm Ankara İK yöneticilerine değil, ama ne yazık ki pek azı dışında çoğuna hitap ediyorum…. Yazıyı yazdığım tarih 25 Temmuz 2013. Bu tarih itibari ile Ramazan ve yaz olması sebebiyle Kariyer.net ve diğer portallarda genel bir ilan azlığı var tamam. O nedenle LinkedIn’e göz atmakta fayda var. Ha İK yöneticisi dediğin adamın şirkettekilerin bu portala üye olmasını sağlamasını da bekleriz ya neyse:)

 

LinkedIn’de  şehir Ankara seçili olmak üzere, Title bölümüne ayrı aramalarla Online, Digital, Dijital, Internet, Social Media ve benzerlerini yazın, ajans / hizmetveren tarafta değil firma bünyesinde en fazla 10 kişiye ulaşabileceksiniz. Belki farklı aramalar ile 15 i bulur.   Buradan hareketle Ankara’daki İK Yöneticileri sizlere pozisyon önerim….Buyrun bu iyilik de benden olsun…

 

Dijital İletişim Yöneticisi

- Sosyal medya ajansı ile iletişim halinde ve yapılacak çalışmalar ile ilgili kendilerini bilgilendirecek, dönemsel kampanyalar kurgulayacak

- E-mailing çözümleri hakkında bilgi sahibi

- Blogları ve blog yazarlarını bilen, tanıyan

- Sosyal ağların dinamiklerini bilen, kullanan

- Online medya satın alma yapmış, CPC, CPM, CPA, CPL, affiliate gibi kavramları bilen, özel online reklam projeleri hakkında bilgili

- Kurumsal İletişim Koordinatörü (veya Reklam ve Halkla İlişkiler Yöneticisi) ile koordinasyon içerisinde projeler geliştirecek

- Milli Piyango İdaresi kampanya mevzuatı hakkında bilgili

- Alanında X yıl tecrübeli

 

Böyle bir ilanı vermek çok mu zor? Bunu düşünmek?   Ankaralı İK’cıların görüşlerine yazıma gelecek yorumlarda yer vermek istiyorum..

Ultra Europe ardından…. #ultralive

Efendim ne yazık ki bir kaza sonucu o güzelim yurtdışı gezilerini de içeren blog yazılarını kaybetmiş biri olarak tekrar karşınızdayım. Umarım yine geziler, kampanyalar, etkinlikler ve genel hayata karşı görüşlerimle birlikte oluruz. Çok güzeldi önceki blogum :/

Ultra Europe ile ilgili tespit ve notlarımı yazıya dökmek istedim. Öncelikle Ultra Music Festival’in Avrupa’daki ilk etkinliği. Hırvatistan’ın seçilmiş olması nedenini bilmiyorum ama Akdeniz ikliminde olması, giderek gelişen bir ülke olması etken olmuş olabilir.

Ultra Music Festival’in ve Ultra Europe’un en çekici özelliği, müthiş DJ seçiminin yanı sıra  elbette internetten canlı izleyebilmemiz. Müzik alanında dünyada online canlı yayını bu kadar etkili bir başka aktivite duydunuz, gördünüz mü? Adeta bir sonrakine orada olmak istiyorsunuz. (Sensation görmüş biriyim, once-in-a-life-time etkinlikler bunlar)

Festivalin bence en çarpıcı noktalarından biri, neredeyse en ufak bir zaman kaybı bile olmadan, her DJ’in planlı şekilde sahne alması. Yani adamlar 20:30 diyorsa 20:35′te çıkmıyor. Erken de bitirmiyor.. ASOT – A State of Trance Beirut konseri de bu anlamda başarılıydı…

Ana alan ve çadır konsepti bana bir zamanların Ankaralılar bilecektir 20′sini hatırlatıyor hep…Alt katta herkesin dinleyeceği müzik, üstteki o lounge’da daha kemik bir kitle… Zaten çadırda sahne alan DJ’ler de belli bir müziği yansıttı. Ana alan daha popüler isimlerden oluşsa da çadırdaki Adam Beyer efsaneydi!!!

Setine yeni keşfettiğim ve hastası olduğum şu siteden erişebilirsiniz: http://www.techno-livesets.com/2013/07/adam-beyer-liveset-ultra-music-festival.html

Bu sitede başka DJ’lerin setleri de var amma velakin yasaklı siteler yüzünden erişemeyecek ve hevesiniz kursağınızda kalacak.

hardwell

Festivalin bence aslında bilerek yapılan ama dünya vatandaşlarının Twitter’da TT yaparak tepkisini paylaştığı olay ise Hardwell’in 30 dakika sahne alması oldu. Gerçekten inanılmaz bir performans sergiledi fakat süresi bu kadardı. Hemen akabinde yer alan Carl Cox ise çadırdaydı, bu arada seti şurada:

http://www.techno-livesets.com/2013/07/carl-cox-liveset-ultra-music-festival.html

Carl Cox için internette gerek canlı yayın linkinde gerek ise twitter’da çok sinir bozucu yorumlar okudum. Tamam Hardwell daha eğlenceli, daha popüler ama Cox bu müziğe gönül vermiş, bugünleri görmemizi sağlayan, 2003 yılında CD’lerini aldığımız bir isimdir. Ben de “More Hardwell less Carl Cox ” diye bir tweet attım ama saygısızlık asla etmemek gerek, zira bir dönem gözden düşen elektronik müziğe katkı yapan herkesi saygıyla anarız.

Ultra Europe için best of kimler olur derseniz:

1. Hardwell

2. Armin Van Buuren

3. Adam Beyer

4. Afrojack

 

derim ve bunları çok zor bu şekilde sıraladığımı da eklerim. Çadırda sahne alan Reboot’un ne kadar uzayıp kısalacağı belli. Luciano eğlenceli fakat bir ön sahne alan DJ’den öteye gidemez. Fedde Le Grand iyiydi ama beklentilerimin altında kaldı…

Son gün havuz partisini canlı izlemek isteyen milyonlarca insan bulabilirim durumu yaşandı – e adamlar herşeyi bize izletti o kadar da isyan etmeyin:)

Bu arada dünyanın en iyi DJ’Lerinin oylandığı bir yarışma var :  http://www.djmag.com/top100djs/vote

Twitter’daki etiketten hareketle ” Go Hardwell or Go Home” diyor  ve Ultra Europe ve Miami’yi canlı canlı teneffüs edebileceğimiz günleri yaşamak dileklerimle yazıma noktayı koyuyorum…