Cape Town 2011 Gezim

J&B Start a Party gezisine katılacağımız aşağı yukarı Haziran’ın 12 si gibi belli olmuştu. Geziye kısa süre vardı neyse ki Güney Afrika’ya vize olmaması nedeniyle rahattık. Bu benim 2.Güney Afrika seyahatim olacaktı, 2010′da Durban’da Dünya Kupasını izlemeye gitmiştik Coca-Cola ile. Cape Town ile ilgili Durban gezisindeki rehberimiz de mutlaka görülmesi gereken şehrin Cape Town olduğunu belirtmişti. Bu arada Johannesburg’u hiçbir rehber tavsiye etmiyor, siz de o şehri pas geçebilirsiniz. Güney Afrika parası Rand, dolar olarak 6,63 rakamına eşit. Yani komisyonu hariç tutarsak 100 dolar ile 663 dolara yakın para alabilirsiniz tabi komisyonu cidden dikkate katın:)
Gezimiz ile ilgili gelen plan harika görünüyordu, Effect Halkla İlişkiler tarafından iletişim faaliyetleri yürütülen geziye THY’nin 23.25 uçağı ile İstanbul’dan başladık. Unutmayın THY, yaklaşık 9 saatlik uçuşun ardından önce Johannesburg’a iniyor, ardından oradaki yolcuları bırakıp Cape Town’a varıyor. THY’nin uçuş müziklerini sosyal ağlarımda eleştirdim, gerçekten müzikleri değiştirmeleri gerekli.
Amacımız 25 Haziran’da Castle of Good Hope’da gerçekleştirilecek J&B partisine katılmaktı. Uçaktan inmemiz ile birlikte oldukça renkli bir organizasyonun bizi beklediği daha havalimanı karşılaması ile ortaya çıktı. Otelimiz olan Pepper Club’a – ki yeri oldukça iyi, barların ve güzel mekanların olduğu Long Street’in bir paralelinde – yerleştik. Gezimizi gerçekten renklendiren iki rehberden Ozan ile tanıştık ve kendisinden aldığımız bilgiler ile birlikte Waterfront’taki Sevruga Restaurant’a ilk yemek için eriştik. Sevruga Restaurant aklımda inanılmaz deniz ürünleri ve Martini bardakta krem karamel ile yer etti. Krem Karameli hiç böyle tatmamıştım, harika bir içeceğe dönüşmüştü. Yemeğin ardından Waterfront’ta aslında görülecek çok birşey yok, bir akvaryum var ama girmedik, limanda biraz dolaştığınızda sere serpe yatan fok balıklarına denk gelebilirsiniz. Bölgedeki büyük bir alışveriş merkezi ise içinde kaybolmanız için müsait.
İlk gece eğlencemiz Grand Daddy Hotel’deki J&B eğlencesiydi. Otelin üst katında oraya monte edilmiş karavan tipi araçların içinde tatilinizi yapabiliyorsunuz. Böylesini görmediğinize emin olabilirsiniz! O etkinlikte Meksika, Çin, yanlış hatırlamıyorsam Belçika ve 2 ülkeden daha gelenler vardı. Bu etkinlikten arkadaşlarımla erken ayrılarak Long Street’teki Dubliner’a geçtik. Benim İrlanda sevdamı bilir arkadaşlarım, takipçilerim. Geceyi orada sonlandırdık. İkinci gün oldukça yoğun olacaktı.
İkinci günün başlangıç etkinliği….Ümit Burnu’na gidecektik!! Evet, Cape Town’da kaldık ama Ümit Burnu şehir merkezinde değil biraz daha ötede bir yerdeydi. Buraya erişmek için aslında güzergah alternatiflerimiz vardı ama İskoçya, İrlanda’yı andıran İ-NA-NIL-MAZ bir sahil yolu..Milli parktan geçtik, otobüs her virajda adeta slalom yapıyordu ve karşıdan gelenleri bekliyordu. Bu arada tam da bisiklet yarışlarının olduğu bir güne denk gelmiştik. Yolculuğumuz devam ederken bir uyarı aldık, o da babunlarla ilgili. Maymunu andıran bu hayvan, oldukça agresif, insanlara yaklaşmakta sakınca görmüyor, hatta teşvik edilirse kesinlikle size daha fazla yaklaşıyor. E diyebilirsiniz ne zararı var, hayvan elinizde tuttuğunuz, uzattığınız ya da bir anlık dalgınlıkla yanınızda bulundurduğunuz poşet, cüzdan, telefon ne varsa alabiliyor!!! Cidden şakası yok ve EN ÖNEMLİSİ, BABUNLAR HİV TAŞIYOR! Kesinlikle yaklaşmayın. Bu sadece Ümit Burnu için değil, gezdiğiniz, dolaştığınız her yerde unutmamanız gereken bir gerçek.

Ümit Burnu’nu kapsayan parka girdikten sonra bir 15 dakika daha gidiyorsunuz ve sizi yukarıya taşıyacak finikülere biniyorsunuz. Finikülerin tepeye varması 1.5 dakika belki, asıl Ümit Burnu olan tepeden daha yüksekte, daha iyi bir açıdan gören yere gözlem evini yapmışlar. Gözlem evine konulan farklı ülkelerdeki başkent ve önemli şehirleri gösteren tabela da yeni seyahatlerimiz öncesi bize ilham oluyordu:)

Öğle yemeğimiz, muhteşem şarapların bölgesi Spier Wine Estate’taki Moyo’da idi. Durban’daki Moyo’ya da gitmiştim ve harikuladeydi yeri,yemekleri, tarzı. Spier’deki Moyo, yine o güzel yemekleri ve etrafındaki parkın,çiftliğin içindeki unsurlar ile dikkat çekiciydi. Çiftlikte en önemli hayvan çita idi. Bu arada sonradan öğrendiğim bir bilgi, çiftlikteki köpekler Türkiye’den getirilmiş; çoban köpeklerini aktif olarak kullanıyorlarmış.

Akşam J&B nin muhteşem partisi öncesi artık dinlenme zamanıydı. Bu arada priz hadisesi, 3 ‘lü priz, yani ABD, İngiltere ve İrlanda’da karşılaşabileceğiniz türden, o yüzden ona göre planınızı yapın, otelden satın aldığınızda 55 Rand vermek durumunda kalabilirsiniz. Parti için hazırlıkları yaptık, oldukça merkezi yerdeki Castle of Good Hope (Ümit Burnu kalesi) bizi bekliyordu. Partide 6 adet ücretsiz içecek hakkımız vardı. Haliyle bir kaleye gitmiştik ve alt kat-üst kat dolaş dolaş bitmiyor, her yere ayrı eğlence düşünülmüştü. Ben ve ekipteki arkadaşlarım daha ziyade D&J i direkt gören alt kattaki pistte etkinliğin sonlarına kadar dans ettik. Dans ederken Meksikalıların Oley tezahuratları, J&B Start a Party karakterin dansları gerçekten güzel bir parti oldu. Partiden sonra soluğu yine Dubliner’da aldık. İrlanda müziklerini dinleme şansımız oldu o gece, ertesi gün bizi bekleyen bir mini-safari turu söz konusuydu.

3 saat sürecek otobüs yolculuğumuzu uyuyarak geçirmekle o güzel manzarayı kaçırmış oldum, pişmanım ama yorgunduk da mecburen uyuduk:) Safari, Aquila bölgesindeydi. Büyükçe bir araca bindik, hepimizi aldı. Üşüme ihtimalimize karşı battaniyeleri aldık ve safariye başladık. Hemen belirtiyim bu bölgedeki safari, demo niteliğinde. Çevrili alanı olan, her bir hayvan türünün belli alanda olduğu – ama buna mecbur olmadığı- bir yer. Aracı kullanan rehberimiz “Game Begins” diyerek adeta bir Testere – Saw – havasında gezimizi başlattı:) Herkesin merakı olan aslanlara varana dek gergedan, ceylan(spinbox), devekuşu, fil, hipototam ve birkaç hayvan daha gördük. Aslan bölgesine geldiğimizde tabi nefesler tutuldu, fakat aslanların bir özelliğini orada öğrendim : İçinde bulunduğumuz aracı bir hayvan olarak algılıyorlarmış ve onlardan büyük olduğumuz için bizi tehdit olarak algılamadılar. Bir tepenin üstünden bizi seyrettiler, bizi seyretmekten vazgeçip yattılar. Anlatılan detaylardan biri de aslanlara karşı sırtınızı asla dönmemeniz gerektiği!

Mini safarimizin ardından Aquila’da yemek yedik, açık büfe oldukça keyifliydi, ayrılmadan önce aslanların,çitaların ve timsahların kafes içerisinde oldukları alanda onları daha yakından inceleme fırsatı bulduk. Aslında ne yalan söyliyim içim acımadı da değil, zira hayvanların olabildiğince buna uygun olmayanlarının kafeste değil doğada yaşamlarını sürdürmeleri taraftarıyım ve insanların eğlencesi için bu şekilde tutulmamaları gerektiğine inanıyorum. Aslanları görünce Cimbom esprileri de patladı tabi.
Otelimize dönmemiz bu sefer takriben 2.5 saat sürdü, şöförümüz hızlı kullanmıştı arabayı zira acilen Table Mountain’a çıkacaktık! Acilen niye diyorum zira saat 18.00 de son dönüş teleferiği var ve eğer onu kaçırırsanız artık sizi zorlu bir parkurdan aşağı yürüyüş bekliyor. 1067 metre yükseklikteki o efsane dağa yükselen teleferiğimiz 365 derece dönüyordu ve Cape Town’u ve okyanusu görme şansımız oluyordu. Teleferik tepeye vardığında ise taşların üzerinden adeta seke seke patikalardan yürüdük ve Cape Town’u farklı bir taraftan daha görebildik. Gerçekten inanılmaz bir manzara, 0′dan 1067 metreye denizden uzaklık yakın olunca efsane bir görüntü…Mutlaka denemeniz lazım..Oradan ayrılırken Been There TV’de yayınlanmak üzere bir poz çektirdik :

Son akşam yemeğimiz Five Flies’taydı. Harika pinotage şarapları, nefis karides, gerçekten lezizdi. Long Street’in bir alt sokağında idi, merkezi, çok şık, Cape Town seyahatinizi mutlaka burada taçlandırın. Five Flies’ın ardından Buena Vista Social Cafe’ye gittik, girmemizle çıkmamız bir oldu ama mutlaka tecrübe edilesi.

Cape Town’un anlatılan en iyi zamanı bizdeki kış mevsimi sırasında oluyormuş. Victoria Road’daki mekanlar tavsiye edildi, zaten Cafe Caprice’e de kısa bir süre uğradık, Ümit Burnu’na giden yolu tecrübe edin, harika şarapları tadın. Ha dönerken bir de Amarula almayı unutmayın..

Önce Effect’e sonra da Diageo’ya çok teşekkür ederim bu süper gezi için. 27 yurtdışı seyahatim arasında ilk 10′da yer aldı diyebilirim…Ozan ve Barbaros rehberlere de çok teşekkürler.
Tüm fotoğraflarım için http://www.flickr.com/photos/quelquun adresinden ulaşabilirsiniz.
- Durban ve Güney Afrika
- Beyrut 2012 Gezim
- Kalecik Uludere Doğa Yürüyüşü
- Bir Durban Hatırası
- Doğa Derneği Çubuk Karagöl Gezisi
Comments
About Author
Additional comments powered by BackType







Add Yours
YOU