Ben bu sözü daha önce sosyal ağlarımda da paylaştım. Rock müzik bence öldü, artık kral elektronik müzik ve hatta özelinde trance’tir. Rock in Rio festivali de bu iddiamı güçlendiren etkinlik oldu benim için. Rock in Rio festivali 13-22 Eylül 2013 tarihlerinde Cidado de Rock alanında yapıldı, yani Türkçe meali Rock Şehri. Etkinliğin yapıldığı bölge, Rio 2016 olimpiyatları için hazırlanan Olimpiyat Şehrini de geçtikten sonra, açıkçası biraz kötü kokuların içerisinden geçilerek erişilen bir yer. Kokudan kastım bizdeki Ankara’da yer alan malum isimdeki dere gibi:)

Cidado de Rock alanına gitmek için 2 alternatifiniz var. Birincisi, çok az durağa uğrayıp dosdoğru oraya giden günlük gidiş-dönüş 50 Real değerindeki özel otobüs, ikincisi ise Alvorada Terminaline gelip buradan varmak ki çoğu insan bunu kullanıyor. Taksiyi asla tercih etmeyin, çok tatlı(!) paralar ödeyebilirsiniz. Alvorada’dan etkinlik alanına en fazla 20 dakika sürüyor. İndiğiniz noktadan da bir 20 dakikalık yürüyüşünüzü not edeceksiniz, hızlı yürümenizi tavsiye ederim zira bayıcı olabiliyor.

Rock in Rio için her etkinlik bileti 226 Real, yani 220 Lira civarındaydı. Özellikle Metallica ve Iron Maiden’in olduğu günler için bilet bulmak imkansızdı. Her etkinlik günü konserler 14.30 da başlıyordu gece 02.00 gibi bitiyordu. İlk başlayan konserler Rock ve İrlanda Müzik alanlarındaydı. Tabi güzelim Rio’nun plajlarında takılmak varken hiçbir akşam erkenden gitmedik:) En erken gittiğimiz akşam 20:30 du. Etkinlik alanında birçok firmanın standı ve/veya eğlence noktası (Heineken, Volkswagen, Oi, Trident, Gol Airlines, Chili Beans vb) vardı. Volkswagen Fox Rock in Rio aracını getirmişti.

Heineken bira almak için standa gitmenize gerek yoktu, sırtında bira dolu çanta olanlardan alabiliyordunuz. Acıkanlar için Bob’s Burger ‘in yerine uğrayabilir ve 15 Real (13-14 lira) değerindeki uyduruk sandviçten yiyebilirdiniz. Yalnız patlamış mısırlar pek bir başarılıydı adı da Rock Corn ‘du..

İlk akşamın güzelliği David Guetta ve Beyonce’tu. David Guetta ana sahnede yer alıyordu. Benim için üstadn müziğini dinlemek keyifti, ancak ses biraz kısıktı. Guetta’da sevmediğim şey şu, tamam daha popüler müziğe de katkı yapan biri ama bu kadar konuşması normal değil.

2. gece ana sahnede Florence and the Machine ile Muse vardı, acıkcası ilgimizi çekmedi ve biraz İrlanda müziği ve ardından elektronik müzik sahnesine geçtik. Birinci sahne alan DJ, #RockinRio keşiflerimden biri Paula Chalup sahne aldı. Brezilyalı bir DJ dilerim bir gün Türkiye’ye gelir:

Ardından Mauricio Lopes de gayet başarılıydı:

Festivalin 3. gününde ana sahnede Alicia Keys ve Justin Timberlake vardı. Fakat gönlümüz yine elektronikteydi. Tam da “bu gece elektronik iyi değil” derken Wehbba ile tanışmak muazzamdı. Bir saniye bile durmadan dans ettik… Müthiş adam müthiş.. Wehbba’dan önce sahne alan DJ Harvey ile Triple Crown fena değildi fakat daha lounge stilinde çaldılar.

Bu blog yazısına Bruce Springsteen ‘in Born in the USA şarkısı ile veda ediyorum. Eklediğim videolara http://www.youtube.com/tolgaozek ve Instagram paylaşımlarına http://www.instagram.com/tolgaozek adresimden erişebilirsiniz.