Lviv nam-ı diğer Ukraynaca “Lion” yani aslan şehire gidiş kararı Aralık başlarında alınmıştı. Malum erken uçak bileti fırsatı ve otel ve ulaşım konaklamasını aynı döneme yığmama tercihi… O sıralar pek olay da yoktu Ukrayna’da

21 Şubat günü Pegasus ile Lviv’e vardık. Uçuş yaklaşık 1 saat 40 dakika sürdü. Lviv’in havalimanı çok enteresan. Zira uçak indikten sonra gittiği yolu geri dönüp havalimanına yanaşıyor. Yani bir taksi yolu yok. Aynı şekilde dönüşte de taksi yolu olmadığı için pistin yarısını ekarte edip başından havalanmıştı.

Pasaport kontrolünden kolayca geçeceğimizi sandığımız anda yaşanan olaylar nedeniyle “neden geldiniz” sorgusu için sıraya alındık. İçeride görevli polisler tarafından yanımızda ne kadar para olduğu, neden geldiğimiz, nerede kalacağımız sualleri soruldu. Bu bizim yaklaşık 1.5 saatimizi heba etti. Malum bilirsiniz 3 gece 4 gün bir seyahatte 1.5 saat önemlidir, otele vardığınızda yol yorgunluğunu atmayı planladığınız zamandır. Havalimanı pek ıssızdı, döviz sırası ise fena idi, zira görevli bir kişinin işini mevzuat nedeniyle midir bilmiyorum 10 dakikada hallediyordu. Ve parayı bozduğunuzda size bir kağıt veriyor, paranızı Euro veya Dolar’a bozmak için yani geri bozmak için bu kağıdı mutlaka saklamanız lazım. 21 Şubat 2013 itibari ile Ukrayna parası Grivni’nin 12 adedi 1 Euro ediyordu. Dolar ise 8.6 civarlarındaydı. Dönüşte havalimanında döviz bozdurmayı “hayal etmeyin”. Zira kimseyi bulamayabilirsiniz, 300 TL ye yakın grivnim vardı ve hepsini mecburen Duty Free’de yemek zorunda kaldım.

Ardından pazarlıkla 60 Grivni ye havalimanından otele yola koyulduk. Havalimanı ile şehrin en merkezi arasında sadece 6-7 km var. Otele 10 dakikada geldik sanırım taksi ile. Açıkçası oteli, manzarası haricinde pek beğendiğimi söyleyemem. Bir de Ivan Franko Parkının hemen ardından olması nedeniyle kısmen sessiz. Foursquare’de check-in special kampanyası var, güzel:) Bir barı var 24 saat açık. Gecenin bir yarısı acıkırsanız çözüm olabiliyor.

Ivan Franko Parkından süzülerek şehrin ana meydanı olan Svobody’yi keşfe koyulduk. Parkın gece ışıklandırması pek güzel, özellikle gece mutlaka geçin:

Svobody Meydana yaklaşık 10 dakika içinde geldiğimizde Euromaidan için anma gösterileri ile karşılaştık. Bir gece önce bir heykeli indirmeye çalıştıklarını Ustream’den izlemiş ve paniklemiştim. Ama yaşanan herhangi bir taşkınlık, olay söz konusu değildi. Tabi bunun seyahatimizi etkileyecek derecede yansımaları vardı: Birçok gece kulübü kapalıydı. Mekanlarda içki satışı 23 Şubat saat 10:00′a kadar yasaktı (tabi bunu takmayan yerler de yok değildi) Ve mekanlarda müzik yoktu, sadece i24 haber kanalının verdiği haberler izleniyordu. İçkiye meraklı Slav ülke insanları haliyle pek dışarıda olmayınca çok hareketli değildi. Lviv küçük bir şehir ama tabi her seyahat öncesi haritaya baktığınızda mesafeler arasını uzak adledersiniz. Yani iki meydan arasını asla 1-2 dakikada ulaşılır diye düşünmeyiz değil mi? Ama burada öyle..Svobody ile Rynok arasında herhalde koşsanız 1 dakika yoktur. Karınlar zil çalınca Rynok Square’in köşesinde – görmemenizin imkansız olduğu Celentano Pizza’ya girdik. Gerçekten çok güzel ve temiz pizzaları var, mutlaka deneyin..Rakamları da Euro ve bizim para nazarından çok uygun bu kaliteye…

Ardından Glory Cafe‘ye gittik. Burası yine Svobody’nin bir çaprazında kalan ve sahibi ile işletmecisi Türk olan bir mekan. Çok şık, kahveleri çok güzel, self-servis bir yer. Mekanda priz bulabileceksiniz, malum seyahatlerde şarj sorunu önemli. Menüsünde Türk kahvesi, Türk çayı var. Aynen alıştığımız şekilde çorba var, bir gün mercimek çorbası vardı. İşte Glory’den Türk çayı:

Metroclub isminde bir gece kulübünün methini duyduk ama ne yazık ki görmek kısmet olmadı. Biz de Split isminde bir gece kulübüne gittik. Yeri Svobody üzerinde sayılır, çok kolay bulması. Kıvrak dans meraklıları için önerilebilir, ne demek istediğimi anladınız:)

İkinci gün yani aslında ilk gündüzde zamanı fotoğraf çekimine ayırdık. Bol bol şehrin ana yerlerinin fotoğraflarını aldık. Heykellerin ve diğer şeylerin birçoğunun fotoğrafına internetten de ulaşabilirsiniz. Ama ben sizinle ilginç olanları paylaşmak istiyorum. Öncelikle bu şehirde ara sokaklara mutlaka girin. Burası nereye çıkar demeyin, gerçekten enteresan neticeler görebiliyorsunuz. Örneğin, şu ara girişte bir pub ve Ermeni katedrali vardı:

Ana fotoğraf çekimlerini tamamladıktan sonra yine bir ara sokakta gerçekten çok şık Bambetel Cafe‘yi keşfettik. Avrupa’nın birçok şehrinde görebileceğiniz sadelikte, güzel kahveleri, tatlıları ile burası on numaraydı. Mutlaka not edin. Duvarında radyolar vardı, gittiğinizde mutlaka Kufaika için ve sütlü tatlılarını deneyin, adını hatırlamıyorum ama biri mükemmeldi:

Akşam için mekan arayışımızda Fashion Club’a mutlaka gidilmesi önerildi. Fashion Club, Svobody’nin oralarda çok merkezi ve kolaylıkla bulabileceğiniz geniş ve güzel bir cafe / pub. Nargile bulabilirsiniz. Enteresan şekilde iç bölümünde sigara içebiliyorken, daha dışta kalan bölümünde içemiyorsunuz. Tabi olaylar nedeniyle anmalar, yine aynı bölümde bolca süslemeler, ışıklar…:

Lviv’de “nerelere gidilir” sorusuna cevap olacak yerler pek isimleriyle tezat derecede küçük. Örneğin Lviv Bira Müzesi, ismi müze ama gezip bitirmeniz 15 dakika bulmayabilir. Fakat sevimli, görülesi, ilginç eşyalar, eski artık kullanılmayan endüstriyel ekipmanlar ile keyifli bir yer. Buraya ulaşmanız herhangi bir yerden en fazla 10 dakika alabilir.

Lviv’e gitmenin en iyi olacağı zaman olarak Mayıs’ın ilk haftası söylendi. Easter yani bizim deyimimizle Paskalya dini tatili döneminde Lviv gerçekten bambaşka bir hal alıyormuş. Ülkenin kültür-turizm başkenti havasında olduğu için o dönemde her yer şenlikli oluyormuş. Şehrin mimarisinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Lehlerin yani Polonyalıların ve Rusların etkisi bulunmakta. Mimari anlamında gözünüz bayram edecek. Özellikle ülkemizdeki bu çirkin mimari sonrası..

Lviv’in mutlaka görülmesi gereken yeri…Aslında bir mağaza ama üretim de yapılıyor: Lviv Çikolata Fabrikası…Muh-te-şem:

Sado-mazo heykeli…Hemcinslerim bu heykelin cebine ellerini sokmasınlar, o kadar diyorum:)

Bir de noktasını pinlemediğim ama Celentano Pizza hizasından dümdüz Svobody değil de diğer yöne devam ettiğinizde bir yer var. 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in ordusundan gizlenmek amaçlı yapılmış…Burayı yerel insanlara sorun, kapıda “Slavi Ukraine” yani Kutsal Ukrayna demeniz gerekiyor. Yoksa kapıdaki gerçekten gangster kılıklı tipleme sizi içeri almıyor. İçeri aldığında da önce silahı doğrultuyor, şeytan doldurur misali tırstım.

Yine benzeri bir yer, bunun yerini gerçekten hatırlamıyorum ama gizlenme mekanı olan bir bara daha gittim ve şu içinde bal ve votka olan super enteresan şeyi tattım:

Daha fazla fotoğraf için http://www.instagram.com/tolgaozek adresine ulaşabilirsiniz. Bir sorunuz olur ise iletisim@tolgaozek.com dan yazın. Lvivlilerin dediği gibi #JustLvivIt