Meksika Notları

DSC006832

Yıllardan 2004. Karayip Denizi turları yapan Royal Caribbean gemisinin programında bir nokta vardı mola verilecek. Noktanın adı Cozumel’di. Meksika’nın ve Yucatan Körfezi’nin uç noktalarındaydı. Günübirlik ziyaret ettiğimiz bu lokasyonda, arkadaşımla limanda bir yemek yemiş, yakın yerlerde kısa bir alışveriş turu yapmış ve gemiye dönmüştük. O zamanlar internet bu kadar zengin içerikli değildi ve paylaşımlar, videolar olmadığı için bilgi sahibi olmadan bir ziyarette bulunmuştuk. Hatta öyle ki, dijital makineler de henüz yeni yeni kullanılmaktaydı; resimlerimin hepsi basılmış halde duruyor.

Facebook yarışmasını kazandığımda, seyahatimi gerçekleştirmeme aylar vardı. Program son hafta elime geldiğinde, 2004 yılında ziyaret ettiğim Cozumel’e çok yakın bir yere gideceğimizi gördük: Cancun- Carmen Delaplaya özetle Riviera Maya. Program tekila bölgesi ve turizm bölgesi ziyareti diye kısaca özetlenebilirdi.

Meksika yolculuğu biraz zorlu. Belki bu güzel ülkeye gitmek isteyeceklere de yol göstermiş olalım: Meksika’ya British Airways, Lufthansa, Air France KLM uçuyor. Türk Hava Yolları’nın henüz direkt bir seferi yok, açıkçası direkt sefer gerçekleştirecek bir talep olmadığını vize başvurularından da anlayabiliyorsunuz. Belki, İstanbul-USA, USA-Mexico şeklinde uçmayı deneyebilirsiniz, elbette transit vize olayını araştırmanızda fayda var. Bu arada bir not, Lufthansa ile uçarak, THY’de mil kazanmanız mümkün. Bizim güzergahımız, Air France ile İstanbul-Paris, Paris-Mexico City ve Aero Mexico ile Mexico City-Guadalajara şeklindeydi. Toplamda aralarla birlikte 20 saat. Eğer sigara içiyorsanız işiniz biraz zor, nitekim gruptakiler ciddi manada zorlandı. Daha önce seyahat ettiğim bir havayolu idi Air France ve ben bu sefer özellikle kıtalarararası uçuştaki hizmetten ve uçaktan – Boeing 777-300ER- memnun kaldım. Meksika’ya indik ve Guadalajara uçağına bindik. Bu arada Guadalajara, bizim dilimizde Guadalahara olarak okunuyor, j’ler H şeklinde söyleniyor yani. Uçakta bizim iç hatlarda görmediğimiz birşey vardı: Tekila! Evet, tekila bu ülkeye öyle işlemiş ki, iç hat uçuşlarında bile denk geliyorsunuz. Ayrıca, iç hat uçuşlarında limonlu fıstık ikramı veriliyor. İlk başta oldukça yadırgıyorsunuz bu tadı. Limon tadını ağzınızda biraz yaymanızı öneririm.

Meksika’ya Air France uçağı ile uçtuğunuzda, ekrandaki haritadan ABD sınırını geçer geçmez, aşağıya doğru baktığınızda sizi doğrulayan sıradağları görüyorsunuz. Çok geniş bir bölgede devam ediyor bu dağlar ve oldukça zorlu görünüyorlar tepeden. Meksika, Türkiye’nin yaklaşık 3 katı büyüklükte yüzölçüme sahip. Ayrıca, 31 eyaletten oluşuyor. Gerçekten büyük bir ülke fakat bizimki gibi homojen dağılmadığı için haritada sizi yanıltabiliyor. Kuzey bölgelerinde yani ilk ziyaret ettiğimiz Guadalajara-Arandas ve bu bölgelerin daha kuzeyinde, hava sıcaklıkları kışın sıfıra kadar inebiliyor, gerçek manasıyla olmasa da, kuzey sınırına doğru kış yaşanıyor. Ülkenin başkenti Mexico City ile ülkenin adı aynı malum. Bunu ayır etmek için yaptıkları bir ufak hile var. Mexico City’yi Mefiko, ülkenin adını ise Meksiko olarak daha direkt söylüyorlar.

Guadalajara – ne yazık ki şehri tanımak için fırsatımız pek olmadı- görebildiğimiz kadar sakin, daha mufazakar bir yer. Kaldığımız otel, Camino Real, sanayi sitelerinin ardından gelen sanırım şehrin hotspot bir bölgesindeydi. Bu arada otel gerçekten rahatlatıcı bir tasarımla, en fazla 2 kat yükseklikte binalardan ve ferahlatıcı bahçelerden oluşuyordu. Şehrin içinde bir kaçış noktası yaratmışlar. 20 saat uçuşun etkisiyle hemen uyumak kaderin bir parçasıydı. 2.günün sabahında kahvaltı vaktiydi, kahvaltıda bu ülkenin meyvelerinin ne kadar farklı olduğunu, meyve suları alanında anlayacaktık. Özellikle green juice olarak adlandırılan bir içecek var ki, şişe şişe içmek istedim. Papaya juice da yoğun olmayan bir tattı ama başarılıydı.

Bölgenin tekila üssü Arandas’a, Arandas’taki Jalisco Olmeca tesislerine doğru yola koyulduk. Hava oldukça açıktı ve güneş tepeden tam anlamıyla vuruyordu. Guadalajara-Jalisco tesisleri arası 1 saat kadar vardı, bu arada rehberimiz Ricardo’dan bilgiler alıyorduk. Özellikle farklı tekilalar nerede bulunur, Meksika’da mevsimler, bayramlar, Meksika’nın tarihi nasıldır gibi bilgiler aldık. Öğrendiğim bir detaya göre, Meksika hep İspanyol ülkesi, İspanyol işgalini tatmış olarak bilinse de, 1840-1850 döneminde ilk olarak Fransızlar işgal ediyor bu ülkeyi. Bu nedenle Ricardo’nun dediğine göre, Arandas ve aşağısındaki bölgelerde renkli gözlü insanlar görebilirmişiz, bunun da nedeni Fransız etkisiymiş. Bazı yer isimleri, şahıs isimleri de bunun bir tezahürü imiş. İspanyol isimleri de Hernandez, Rodriguez gibi kendini gösteriyormuş. Meksika’da İspanyolca dışında 61 dil daha var ve bunların içerisinde en bilineni Maya dili. İrili ufaklı pek çok dil var fakat resmiyette kullanılan tek dil İspanyolca. İspanya ile aralarının nasıl olduğunu sorduğumda, bir düşmanlık beslemediklerini, hatta sevdiklerini belirttiler. İş hayatına dair bir detay, asgari ücret günlük 5 dolar. Meksika, şu anki yüzölçümünün 2 misline yakın topraklarda imiş fakat ABD gelip şu an kendi güneyinde olan eyaletleri ele geçirince Meksika’nın yüzölçümü azalmış. Başkentte 20 milyon insan yaşadığını da belirtelim, Mexico City’ye uçanlar çok ilginç bir detay görecekler. Havalimanına iniş yönlerine göre değişecektir bu ama, şehrin bir tarafına adeta özellikle bir çizgi çekilmiş sanki ve bu çizginin ötesine adeta bilerek istimlak açılmamış. Tabi grupta “bizimkiler gelse buraları da açarlar” nidaları yükseldi hemen:) Meksika, geçen sene swine flu hadisesinden çok çekmiş ve oldukça yüksek turizm gelir kaybına uğramış.

Jalisco’daki fabrika tesislerinde tekila ile ilgili bir sunum aldık. Bu notlara ayrı bir yazıda değineceğim. Tesisin yöneticisi ve gerçekten Olmeca için çok şey ifade ettiği belli olan Jesus Hernandez ile tanışmak ve bir kültürü öğrenmek harikaydı. Kendisi ertesi gün bize kendi imzası ile hediyeler verecekti. Arandas merkeze dönüp otelimize yerleşecektik. Burası bir kasaba. Belli bir buluşma saati belirlendi ve barmenlerden oluşan bir bölük:) olarak gezinmeye başladık. Kimilerimiz alışveriş yaptı, ilginç olan bir nokta İngilizce bilen adam yok Arandas’ta. Tekila turizminin bu kadar içinde bir yerde insanların İngilizce bilmemesi enteresandı.

Şehrin merkezinde bir kilise var. Adını şu an hatırlamıyorum, bu kiliseye göre yönünüzü rahatlıkla bulabilirsiniz, çünkü oldukça yüksek diğer binalara göre. Buluşma noktamıza yaklaştığımızda, dine yeni adım atan bir çocuğun töreni vardı. Çalınan müzikler eşliğinde ilerleyen insanlar o kadar süslüydü ki, bir an gelin nerede diye sormaya bile başladık. Otelimiz, Hotel Hacienda Vieja 5 yıldızlıydı fakat 5 yıldızı nereden almıştı anlayamadım. Akşam tekrar Jalisco tesislerine gittik, burada önce ikramlar aldık. Limonlu ve tuzlu tekila ve sangrita çok hoşuma gitti açıkçası. Jesus Hernandez’in sürprizi müzisyenleri davet etmesiydi. Yerel kıyafetlerle Meksika müziği dinledik canlı canlı. Bir yandan, marka için İngiltere’den gelen ekibin film çekimi vardı ve ben de bu çekimde yer aldım. Uluslararası reklamlarda görünme ihtimalim var:)

Yemekleri merak edenleriniz olmuştur. 3.gecede şunu farketmeye başladım ki, mutfak harika, gerçekten doyuyorsunuz hatta amiyane tabiri ile şişiyorsunuz fakat sanki o damağınızdaki her nokta tat almıyor. Daha önce ABD ziyaretlerimde harika Meksika yemekleri tatmıştım, yine o tatları ve daha farklılarını alıyordum ama dediğim bir tat noksanı vardı. Ayrıca, bizim mutfağımız bu kadar yağlı olmadığı için bir artıya sahip. Avokado sosu, taconun biricik eşi. Tadı çok güzel.

Ertesi gün ilk önce agave hasadını canlı yerinde izledik. Gerçekten ilginç bir bitki, 7 yıl olgunlaşma süreci var ve “olmuşlarını” kestiğinizde bizim tabirimizle üzerinden KAN çıkıyor. Jesus’un hediyeleri ile Arandas ve Jalisco’dan ayrılıp gerisin geri Guadalajara’ya ve havalimanına doğru yola koyulduk. Havalimanı, bizim Antalya havalimanı gibi, onun iç hattı büyüklüğünde denebilir. Mexicana havayollarının uçağıyla önce Mexico City sonra da eşsiz Cancun’a uçacaktık. Mexicana Havayolları biraz ilginç bir havayolu. Zira MexicanaClick, MexicanaLink adlarıyla uçuyor, manasını bilen varsa bana açıklarsa sevinirim, ürün farklılaşmasına gitmişler zanndersem.

Uçak Boeing 717 di. Böyle bir uçak modeli hiç duymamıştım. Meğersem McConnellDouglas’ları satın almış Boeing ve moturu arkada olan bu uçaklarda, 2 ye 3 oturma şekli var. Kalkışta bana hiç güven vermedi, zira ben McConnell’ları zaten hiç sevmeyen biriyim. İki uçuşun ardından Cancun’a indik ve bir anda “nem şokuna” uğradık. Bizim Antalya’nın en nemli hallerine benziyordu. Bizi almaya gelen aracımız ile birlikte otelimizin olduğu Carmen Delaplaya’ya vardık. Riu Hotel Riviera Maya otel, Cancun havalimanından 45 dakika uzaklıktaydı, bulunduğu bölgede özel güvenlikten geçilerek varılan bir lokasyonda yer alıyordu. Otel, Kemer-Belek bölgesinde görülebilecek düzeyde lakin mimarisi ile oldukça şıktı. Bahçe düzenlemesi de gözü rahatlatan bir tarzdaydı. O gece Carmen Delaplaya’daki eğlence sokağına, bizdeki barlar sokağına benzeyen bölgeye gittik. Gruptaki barmenlerin tavsiyeleri ile tekilayı daha farklı, karışımlı tüketmeye başlamıştım. Size de tavsiye ederim, büyük bir bardakta, tekila + limon suyu + soda, içimi kolay bir karışım.

DSC007612

4.gün artık denize girme zamanıydı. Cancun turizm bölgesinde yer alan Tulum’a vardığımızda Meksika tarihine yönelik görsel bilgileri almaya başlayacaktık. Bu arada yeni rehber Carlos’un dediğine göre, 2012′de dünyanın sona ermesini beklemiyorlar, bu sadece yeni bir başlangıçı simgeliyormuş, dünyanın gerisinden daha rahatlar.

Tulum’da Maya uygarlığının eserleri, hatta piramitvari yapıları var. Bizi tropik yağmur sürprizi bekledi. Bölge oldukça nemli ve sıcak bir bölge olduğu için, buralara giderseniz yanınızda şemsiye götürmenizde fayda var. Hava genelde kapalıydı, tam anlamıyla bulutsuz sadece yarım gün görecektik. Tulum’da piramitlerin arasından muhteşem bir plaj, gözleri dinlendiren kumlar, bizi denize girme konusunda sabırsızlandırıyordu. Piramitlerin hemen 5 dakika ötesinde bir plaja vardık. Yemekten de önce denize girerek, aylardır birikmiş bu isteği giderdik, ardından yemek ve tekila zamanı. Soslar, çok acı soslar!, mezeler ve yemekler, tıka basa doyduk. Tıka basa doymadığım bir yemek hatırlamıyorum gezi boyunca.

Ardından güneşlenme ve deniz keyfi, voleybol oynayanlar derken akşamı bulduk. Hepimizde ufak yanıklar başlamıştı, açıkçası güneşe karşı hassas olduğumdan üzerimdeki yanıklar, beni ateşli gibi hissettirmişti. Gece yine aynı bölgede bu sefer farklı bir bardaydık. Aldığımız kilolar ve güneş yanıkları bizi bir önceki geceye göre zorlamıştı. Grubun bu seyahatte bir dinlenmeye ihtiyacı vardı. Ertesi gün, akşam 16.00′a kadar oteldeydik bu nedenle saat 13.00′ta kalktım…Otelin plajı, Tulum’daki kadar olmasa da yine de fena değildi. Otelden 16.00′da ayrılıp Cancun’a gittik. Çok açıkça belirtmeliyim ki, Cancun’un oteller bölgesi, alışveriş yapılabilen yerleri, plajını gördükten sonra, bundan böyle, Türkiye’deki hiçbir tatil bölgesinin beni tatmin etme imkanı yok. Yani en azından daha büyük bir tatmin etme şansı sıfır. Harika bir plaj, muhteşem oteller, harika bir mimari, rahat yollar, Planet Hollywood’undan Johnny Rockets’ına her türlü yeme-içme-alışveriş imkanı bulabileceğiniz bir bölge ve gecenin büyük sürprizi, seyahatin en önemli 3 noktasından biri COCO BONGO.

Burası öyle bir yer ki, sosyal ağlarda paylaşımlarımı ve Coco Bongo yazımı okuyanlar farketti ki, HARİKA! Tam anlamıyla club, house, underground müzik çalınan bir yer değildi, daha popüler şarkılar çalıyordu ama gerçekten böyle bir mekan görmedim. Sizi içine dahil eden şovlar, zaman zaman 3 boyutlu hale gelebilen bir perde, hiçbirşekilde aksamayan bir servis, yüzlerce belki binden fazla insanın durmadan dans ettiği bir yer. Mekanın bence yapması gereken tek birşey var, mekan içi şovları biraz azaltmalılar. Yani sahnede gerçekleşenler değil, örneğin tepeden sarkan dansçılar, örümcek adam kılığında batman kılığında yapılan aktiviteler. Bunları biraz azaltırlarsa, zaten gönlümde taht kurdu, harika olur. Bu arada Coco Bongo, saat 6′da kapanıyor, biz 04.30′a kadar oradaydık. Saat 5′te otele vardık ve ertesi gün programımız devam ediyordu.

Gideceğimiz yerin adı Xcaret’ti. Okunuşu İşkaret şeklinde. Xcaret bir eco park. Öyle bir eco park ki, pek çok hayvan türünü – ki Türkiye’de görmediklerimiz de var- görebiliyorsunuz, bunların arasından geçerek yeni alanlara ulaşabiliyorsunuz, su altı nehrine girebiliyorsunuz, muhteşem lagünlerde yüzebiliyor ve benim için unutulmaz olan hamakların olduğu yerde uyuyabiliyorsunuz. Olay sadece gündüz güneşlenme, hayvanları izleme, görmekten ibaret değil. Akşam da sizi Xcaret Stadyumunda bir şov bekliyor. Grup olarak rezervasyonumuz özel olarak yapıldığı için, bir yandan şovu izleme bir yandan da yemek yiyebilme hakkımız vardı. Gündüz göreceklerinizi yeterli adletmeyip, 2 saat süren bu şova mutlaka kalın. Şovda bizzati uygulamalı Meksika- Maya tarihine dair anektodlar, örneğin sadece baldırla oynanan bir top oyunu, ateşle oynanan bir futbol oyunu izleyebiliyorsunuz. Vivo Mexico müziği ile sona eren bu etkinliğin ardından ertesi gün bizi dönüş bekliyordu. Bu bölgede dikkat etmeniz gereken bir unsur da sivrisinekler..Gerçekten makul ısırıklarla yetinmediklerine bizzati tecrübemle emin olunuz.

Bu ülkeden ayrılmak gerçekten zordu. Mexico City hariç ülkenin hotspot’larını görmek benim için daha özel oldu. Mexico City’ye gitmek istedik son gün aktarmalar arası fakat trafiği o derece yoğunmuş ki riske etmek istemedik.

Yemekleri, müziği, agavesi ile şekillenen tekila kültürü, sıcak insanları, ilginç anektodları, eşsiz turizm bölgesi ile gerçekten görülmesi gereken bir yer. Bu kadar memnun kalacağımı sanmıyordum.

Ne diyelim, Xcaret’teki son şarkıda dediği gibi VIVO MEXICO!

Bu gezi için Olmeca markası ve Pernod Ricard’a tekrar sonsuz teşekkürler.

Tüm Meksika resimlerime http://www.flickr.com/photos/quelquun/sets/72157623987054656/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • Sphinn
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Mixx
  • Google Bookmarks
  • Blogplay
  • Twitter
  • FriendFeed


4 Comments

Comments

  1. Tolga Ozek Mayıs 6th

    Comment Arrow

    Seyahatim boyunca gördüklerimi, hafızamdan silinmeden bir araya getirdiğim yazım.

    This comment was originally posted on FriendFeed


  2. Ahmet Kutay Mayıs 11th

    Comment Arrow

    bolca resimli bir feed alabilir miyiz? Güöe gitmesin notlar.. her paragraftan birer resimli feed harika olur takip için…

    This comment was originally posted on FriendFeed


  3. Tolga Ozek Mayıs 11th

    Comment Arrow

    Biraz daha ekliyim olmazsa ama flickr linki var ztn yazıda altta:)

    This comment was originally posted on FriendFeed


  4. Tolga Ozek Mayıs 11th

    Comment Arrow

    Biraz daha ekliyim olmazsa ama flickr linki var ztn:)

    This comment was originally posted on FriendFeed


Add Yours

  • Author Avatar

    YOU


Comment Arrow



About Author

admin

This author has not yet written a description. Please give them some time to get acquainted with the site and surely they will write their masterpiece.


Additional comments powered by BackType


İnşaat