Sporx 31 Ağustos Yazım: “Hasret”
|
HASRET Cumartesi Ankaragücü-İstanbul Belediye maçındaydım. İftarın da etkisiyletribünler geç dolmuştu. Ankaragücü sahaya yine değişen defans kurgusuyla çıkıyordu. Ankaraspor’dan gelen Ediz’in dahil olması iyi gözükse de birbirini tanımayan bir defans kurgusu yine sıkıntılı olabilirdi. Ankaragücü, Bebbe’yi alırken belli ki takımı, kulübü tanıma sıkıntısı çekmeyecek bir futbolcu tercih etmişti ve Bebbe ilk 11’deydi. Vassell’e yardımcı olabilecek çabuklukta bir isim Bebbe. Müsabaka başladığında görüldü ki, Ankaragücü yine topa sahip olabilen, sürekliliği olan takım değildi. İstanbul Belediye’nin yetenekleri kısa sürede İskender’in golüyle takımı öne geçirdi. Ankaragücü diğer maçlarda olduğu gibi bir oyun şablonu içinde değil anlık parlamalar ile rakibini zorlamaya başladı. İbrahim Akın gibi bir yetenek maçın 12. dakikasından sonra oyuna katkıda bulunmaya başlamıştı, Ankaragücü defansı onu pek hesaba katmış gibi durmuyor, topla buluşmasına izin veriyordu. Emre’nin gayretleri ve Vassell’in defansın arkasına kaçma çabalarında hep bir “ramak” kaldı golün erken gelmesi için. Ya Vasell az farkla geç kalıyor ya İngiliz oyuncu ofsaytta kalıyor ya da paslar biraz kısa / uzun kalıyordu. Emre’nin kafa vuruşundan kaydettiği gol tribünleri kendinden geçirdi. Herve Tum’un golü yine birbirini bütün olarak tanımayan defansın özellikle Ediz’in olduğu bölgeden gelmesi bakımından anlamlıydı. İkinci yarı yine Emre’nin asisti ile beraberlik geldi. 55. dakikada Herve Tum, son derece gereksiz bir biçimde “bir oyuncu takımını nasıl satmak isterse adeta o şekilde” satarcasına itiş-kakışla oyundan atıldı. Bu olaylar sırasında seyircinin tahrik olmasını önleyen Semavi’yi kutlamak gerekli. Herkes tartışmaları önlemeye çalışırken o taraftarı teskin edici hareketler yaptı. Dakikalar ilerliyordu, Ankaragücü orta sahası ne defanstan gelen topları yeterince hızlıca ileriye kanalize edebiliyor ne de rakip defanstan topları alamıyordu, ayrıca defanstan oyun kurulurken yardıma gelip de top alan yoktu. Ceyhun gibi bir profesyonelin amatörce atılmasıyla her şey eşitlendiyse de, maçın kırılma anlarından birine İbrahim Akın’ı oyundan alan Abdullah Avcı imzasını attı. Yürüyen bir mayın gibi gezen İbrahim Akın’ın ne olursa olsun 90 dakikada oyunda kalması gerekirdi. Bu değişiklik de Ankaragücü’nü yeterince motive etmemiş olacak ki, İstanbul Belediye çok uygun bir pozisyonu değerlendiremedi. Karşılaşmanın yıldızı Ankaragücü’nden Emre Aygün oldu. 1 gol, 1 asist ile oynayan genç futbolcu, ilk maçında gayretli, istekli, mücadeleciydi. Hikmet Hoca’dan hem durmasını istediği mevki hem de defanstan çıkan topları almayışı nedeniyle zaman zaman uyarılar alsa da, göz doldurdu. Vassell gayretliydi, Bebbe ilk maçta yeterince sinerjik değildi bu yüzden aralarında iyi bir etkileşim göremedik. Ankaragücü’ndeki futbolcuların neredeyse hepsinin Vassell ile tam olarak anlaşamadığını görüyoruz. İngiliz futbolcunun ofsaytta kalma oranı da giderek artıyor. Bu arada maçın gerginliğinden Vassell bile bir ara hakeme itiraz eder durumdaydı. Sanırız İngiliz futbolcuyu da kendimize benzeteceğiz. Metin Akan ve Iglesias’ın devre arasında gitmesi gerekliliğini kesin bir ifade ile belirtmemiz gerek. Her iki futbolcu da yedek kulübesinde bol bol dinleniyor belli ki. Uzun zamandır ne ilk onbirde oynadıklarında ne de sonradan girdiklerinde hiçbir katkıları yok. Ankaragücü’nde oynamayı hak etmiyorlar. Barbaros çok düz oynuyor, Semavi geçen seneki Semavi değil hala. Ceyhun atılana kadar faydalı işler yaptı ise de, iki forvet ve Ceyhun’dan oluşan bir takımın orta sahadaki direnci bu derece zayıf olabiliyor. Barbaros, Semavi beklenen mücadeleci orta saha değiller, Emre Aygün ise gerçekte bir forvet bu maçta kanatlarda değişken roller üstlendi. İlkem ve Dos Santos vasattı. Ediz birkaç maça takıma uyum sağlayacaktır. İstanbul Belediye’de maçın adamı Mahmut oldu. Her topa girdi, ikili mücadelelerde etkindi, orta sahada Zeki’yi beğendim. Defansın solundaki Gökhan Süzen, bundan önceki maçlarda gördüğümüz sürpriz ileri çıkışlarını Ankaragücü karşısında pek sergileyemedi. Efe’nin sakatlanması kritikti. İstanbul Belediye’nin forvet hattında daha zengin seçeneklere ihtiyacı var gibi duruyor. Transfer sezonu da bitiyor ne yapacakları meçhul. |
|
Birleşme, işbirliği
Ankaragücü gibi 100 yıllık bir çınar ister Çatladıkapıspor ile isterse Real Madrid ile birleşsin, bir Ankaralı olarak ben bunu hazmedemem. Köklü geleneklere sahip bir camia, kulüp öyle kötü yönetilecek ki bir yerde başka bir yapıya kendini teslim etmek durumunda kalacak. Herhalde çocukluğumuzda 80’lerin sonu, 90’lı yılların başlarında böyle bir şeyin olacağını söyleseler, çocuk aklımızla bile bizimle dalga geçileceğini düşünürdük. Evet, ilk aşamada herhangi bir birleşmeye ve işbirliğine – kimle olursa olsun- karşıyım. Elbette genel olarak karşı olmanın ötesinde özel olarak da irdelemek gerek mevzuyu. 250 TL’lik bilet skandalına kombinesi olan taraftarları sokmayarak imza atan, Ankara’ya her anlamda egemen olmak isteyen, Ankara futbolunda yenilik, güzellik kaydedeceğini iddia eden fakat pozitif değil negatif bir sinerji yaratan bir takım kuran bir mentalitenin Ankaragücü’nü ele geçirmek istemesini asla yadırgamıyorum. Ben bu mentalite ile işbirliği yaparak kulübü teslim edenleri gerçekten anlayamıyorum. Ankaragücü’nü dibe vurdurup sonra da buyurun sizin olsun bu kulüp alın dere tepe kullanın diyebilen düşünce yapısını herhalde uzun yıllar sorgulayacağız. Ayrıca, bir Ankaralı olarak vurgulamak gerek ki, böylesi bir değere sahip çıkmayan şehrimin iş adamlarını, profesyonel yöneticilerini de gerçekten anlamak zor. 2006-2007 sezonu bittiğinde bir yazı kaleme almıştım. Ankaragücü’nün profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmesi gerektiğini, çok fazla ses çıkan bir camiada ancak mesleki yetenekler ile bunların önüne geçilebileceğini belirtmiştim. Bizim bahsettiğimiz hedef, misyon ve vizyon ile şu anda gerçekleşen “şey”in arasında dağlar kadar fark var. Nereden nerelere gelindi. Evet, Ankaragücü bu işbirliği ya da birleşme denen şey ile belki iyi bir stada kavuşacak, belki ligde ilk 4’e 5’e girecek ve Avrupa’da mücadele edecek, şampiyonluğa oynayacak. Bunu kim istemez! Ama değerleri kaybetmeden, kulübü birilerine teslim mantığı ile yapmak doğru değil! Ayrıca, Ankaraspor’da ve Ankaragücü’nde oynayan futbolcuların ve teknik direktörlerin motivasyonlarını da düşünmek gerekmez mi? Hadi diyelim böyle bir şey yapıldı, bunun sezon öncesi yapılması daha manidar olmaz mıydı? |
|
Haftanın blogu: Kirmizisiyahkultur
Gençlerbirliği taraftarı Gençay Ergez’in 2009 Nisan (hatta bana ilettiğine göre tam tarihini bile hatırlıyor 24 Nisan) tarihinden itibaren yazılarıyla süslediği blogu. Bana ulaştığı ana kadar 66 girdi yayınlamıştı. Az ama öz Gençlerbirliği taraftarlarından biri olan Gençay’ın blogunu tarif ederken kullandığı ifade aynen şöyle “Amacım kamuoyunda sürekli olarak taraftarı yok diyerek alay edilen, bu takımı kim tutar acaba diye düşünen zihniyetlere, Gençlerbirliği taraftarı kimdir, kimi eleştirir kime kızar, takımına ne kadar sevdalıdır, Gençlerbirliği kültürü dedikleri şey nedir bunları anlatmak ispatlamak.” Sadece futbol değil, sporun herhangi dalındaki blogunuzu, hangi tarihten beridir yayında olduğu, odaklandığınız alan gibi bilgiler ile birlikte bana e-posta yolu ile gönderirseniz yazılarımda yer vermek isterim. |
- Haydi Gençler SporX 7 Aralık Yazım
- SporX 20 Eylül Tarihli Yazım “Thomas Doll’ün Tak….”
- Gençler’e Bahar Geldi
- Sadece Kardeşlik Vardı – Sporx 8 Şubat Tarihli Yazım
- Bu Gidiş Gidiş Değil
Comments
About Author
Additional comments powered by BackType







Add Yours
YOU